BAŞBAKAN RENGİNİ(!) BELLİ ETTİ PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı74 Sayfa6 Başbakan, Tuzla Tersanelerindeki sayısız ölümler nedeniyle örgütlenen grevleri ve kamu oyu tepkisine daha fazla sessiz kalamadı. Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde düzenlediği toplantıda burjuvazinin ilgilileriyle, bürokratik kadrosuyla ve tabi sürecin başından sonuna sessiz kalan sarı sendika DOKGEMİ-İŞ sendikasını bir araya getirdi. 27-28 Şubat ve 16 Haziran grevlerini örgütleyen Limter-İş ise toplantıya davet edilmek bir tarafa her eylemlerinde, her direnişlerinde baskı ve gözaltılarla karşılanıyorlar. Hükümetin  ayaklar ın yönetimiyle ilgili konularda  ayaklar la konuşmasını beklemek zaten saflık olacağından  seçkin baş larla toplantı tertip etmesini normal karşılamak gerekiyor. Zaten toplantıdan çıkan bildirinin içeriğinin de daha önceden kimseyi kırmayıp üzmeyeceği tahmin edilebilirdi.

DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN DİYE

Başbakan ın toplantıda liman burjuvazisine hitaben  ölümleri durdurun yoksa canınızı yakacağım  demesine aldanmamak gerekiyor. Zira tecrübelerimizle sabittir ki başbakan ın üslubu işçilere yönelmediği zamanlarda dudaklarda tebessüme sebep olan bir sevimlilik kazanıyor. 98. cinayetten (bu ölümlere artık işçi cinayeti demek gerekiyor) sonra tertiplenen toplantıdan liman burjuvazisini tedirgin edebilecek karar yada ceza çıkması söz konusu değil. Hatta başbakanın sektörün olağanüstü büyümesine yaptığı güzellemesinin akabininde yaptığı ölümlerle ilgili değerlendirmesi aynen şöyle :  Böylesine hızlı bir gelişme, dünyanın hangi ülkesinde yaşanırsa yaşansın benzer sorunlarla karşılaşılacaktır.  Gemi üretimi sektöründe %400 lük oranda bir büyüme söz konusu ve sektöründe dünya çapında önemli ülke olmak üzere olan liman burjuvazi ile başbakan ın hele böylesi bir sebeple karşı karşıya gelmesinin eşyanın tabiatına aykırı olduğu bilinmelidir. Özetle başbakanın yaptığı, sektörün kamuoyu önünde aklanması, kitleye yönelik duyarlılık gösterisi ve tabi sektör önde gelenlerine arkanızdayız, medya tarafından hırpalanmanıza asla izin vermeyiz mesajının ilk ağızdan verilmesidir.

DAĞ FARE BİLE DOĞURMADI

Kendi ağzı ile 47 firmanın (taşeronlar haricinde) bulunduğu tuzlada ruhsatı olan işletmelerin iki elin parmaklarını geçmediğini söyleyen başbakan bu hukuksuzlukla ilgili bir önlemden bahsetmiyor. Göstermelik olarak sadece 2 firmanın birer aylık kapatılmasından başka ceza da söz konusu değil. Önerilen tek somut önlem işçilerin eğitilmesi ile ilgili ancak bunun da nasıl ve hangi koşullarda gerçekleştirileceği, denetiminin hangi şekilde sağlanacağı hakkında herhangi bir hazırlık olmadığı ortada. Yani yine başbakanın kendi ağzından ; 'Ölümlü iş kazaları sektörün başarısına gölge düşürüyor' minvalindeki açıklamasından da anlaşılacağı üzere düşünülen işçilerin hayatlarının ne pahasına kimin yüksek karları uğruna peşkeş çekildiği değil sektörün incinen imajı oluyor.

SORUN KİMDE, ÇÖZÜM KİMDE ?

Çalışma Bakanlığı nın kendi kurumlarının araştırması ortaya koyuyor ki işçilerin hayatı taşeronların güvensiz ve köleler misali çalışma koşulları asıl sorunu oluşturuyor. Araştırma sonucu bazı bilgiler medyaya da yansıdı :
Tersanelerde kullanılan 8 ana kişisel koruyucu donanım ürününün uygunluk durumu asıl işveren ve taşeronlar açısından şöyle:

"Baret: Asıl işverenlerin yüzde 29 unda, taşeronların yüzde 50 sinde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"Kaynak maskesi: Asıl işverenlerde uygunsuz ürün yok, taşeronların yüzde 14 ünde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"Eldiven: Asıl işverenlerin yüzde 7 sinde, taşeronların yüzde 43 ünde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"Emniyet kemeri: Asıl işverenlerde uygunsuz ürün yok, taşeronların yüzde 50 sinde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"Toz maskesi: Asıl işverenlerde uygunsuz ürün yok, taşeronların yüzde 14 ünde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"Koruyucu giysi: Asıl işverenlerde uygunsuz ürün yok, taşeronların yüzde 7 sinde uygunsuz ürün kullanılıyor.

"İş ayakkabısı: Asıl işverenlerde uygunsuz ürün yok, taşeronların yüzde 14 ünde uygunsuz ürün kullanıyor.

"Koruyucu gözlük: Asıl işverende uygunsuz ürün yok, taşeronun yüzde 21 inde uygunsuz ürün kullanılıyor.


İşçilerin günlük 7,5 saatlik çalışma hakkı için verdiği örgütlü mücadele bazı işyerlerinde olumlu sonuçlansa da onlarca taşeron firma işçileri çok ağır ve tehlikeli bir sektörde çalışmalarına rağmen günde 10-12 saat çalışmak zorunda bırakıyor.

NİYAZİ TEPELİ DİRENİŞTE !

Limter İş sendikasına bağlı Niyazi Tepeli nin 17 haziran günü hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldığı sendikanın açıklamasıyla duyuruldu.  Sendika, 16 hazirandaki grevde işçilerin işten atılacakları yönünde tehditlerle karşılaştığını ve greve katıldığı için işten atılan Tepeli nin firmanın kapısının önünde başlattığı direnişe destek verdiğini açıkladı.

Son tahlilde, Türkiye İşçi Sınıfı anlamalıdır ki, burjuvazi ve onun temsilcisi siyasal iktidarın oyunlarına gelmek verilen mücadeleye zarar vermekten başka bir anlama gelmemektedir. İşçi sınıfının derdine derman olabilecek tek şey kendi öz örgütlülüğü ile hayatına, sınıfsal çıkarlarına, ekmeğine ve aşına sahip çıkmak bunun için üretimden gelen gücüyle mücadele vermektir.

 

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış