|
Tüm dünyada yükselen bir işçi hareketi ve grev dalgasının içine doğru giriyoruz. İrili ufaklı işyerlerinde başlayan grevler, sektörel hatta ulusal düzeye yayılan grevlere yol açıyor. İnatla sürdürülen hak mücadeleleri, adım adım kazanımlarla sonuçlanıyor. Kapitalizmin yoksulluk, savaş ve gericilik batağından ağır ağır yükselen bir işçi uyanışına tanık oluyoruz. Yıllardır bu bataklıkta cebelleşemeye mahkum edilen, her yerde büyük hak kayıplarına uğrayan işçi sınıfı, artık elinde kalan son kırıntıları koruyabilmek için direniyor. Büyük bir hızla krize doğru yuvarlanan dünya kapitalizmi, bir kez daha krizin faturasını işçilere ödetmeye hazırlanırken, grev duvarlarına çarpıyor. Kimi yerde geri adım atarken, kimi yerde yasak, baskı, yalan ve yıldırma yöntemleriyle saldırmaya devam ediyor.
Latin Amerika, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerindeki grev hareketlerine Nisan ayında Mısırlı işçiler de eklendi. 6 Nisan Pazar günü, İstanbul’da onbinlerce işçinin Sosyal Güvenlik Yasası’yla mücadele için sokağa çıktığı günde, Mısır’da bir tekstil fabrikasında başlayan bir grev kent isyanına dönüştü. Üç gün içinde tüm ülkeye yayılan eylemler, Mahalla kentinde 27 bin işçinin çalıştığı, Misr İplik ve Dokuma fabrikasındaki işçilerin genel grev çağrısıyla başladı.
Grev tarihinden önce Mısır içişleri bakanlığı tarafından, greve gidenlerin tutuklanacağı ve hiçbir gösteriye izin verilmeyeceği açıklandı. Mısır’da grev hakkı kanunen yasak. Tek yasal sendika olan Mısır Sendikalar Federasyonu (ETUF), bir devlet kurumu gibi çalışan ve işçi hareketini kontrol altında tutmaya çalışan bir örgüt. Yani bizdeki Türk-iş benzeri bir sendika. Bu sendika greve karşı hükümetin yanında tavır alarak, grevi engellemek için çalışacağını açıkça ilan etti. Aynı tarihlerde Türkiye’de de SSGSS’ye karşı yapılan grevlerin yasadışı olduğu ilan ediliyordu. Ardından Türk-iş yönetiminin SSGSS üzerine hükümetle yaptığı uzlaşma ile işçileri nasıl sattığını izliyorduk. Sonrasında Taksim’de yapılacak 1 Mayıs kutlamalarına izin verilmeyeceği, eyleme katılanlara karşı şiddet kullanılacağı açılanıyordu.
Mahalla’da tekstil işçileri, tehditlere rağmen grev kararlarının arkasında durdular. Grev 6 Nisan sabahı vardiya değişimi ile birlikte başlayacaktı. Fakat birçok tekstil işletmesinin bulunduğu tüm havza, gece vardiyası sırasında polis ve özel güvenlik ablukasına alındı. Çalışmanın devam ettirilmesi için atölyelerin içleri dahi güvenlik birimleri tarafından işgal edildi. Duruma tepki gösteren ya da birbiri ile konuşan işçiler fabrikadan çıkarılarak gözaltına alındı. Önceden tespit edilmiş olan yüzlerce işçi de, vardiya değişiminden önce gözaltına alındı. Polis böylesine sert önlemlerle grevi engellenmeye çalışırken, fabrikanın dışında, kentin tümüne yayılan kitlesel sokak eylemleri başladı. Halk, grevci işçilerin dayanışma çağrılarına, sokaklara taşarak yanıt verdi. Gösteriler başkent Kahire’ye kadar sıçradı. Üç gün boyunca devam eden gösterilerde 7 kişi polis tarafından öldürüldü. Yüzlerce kişi yaralandı. Mahalla şehrine tüm giriş çıkışlar kapatıldı.
Yaşananlar yine, bizdeki Newroz eylemlerini hatırlatıyordu. Eylemler de yine aynı zamanlara tekabül ediyordu. Mısır sokakları adeta bizim Kürt kentlerine dönmüştü. Çocukların öfkesi, halkın inadı, polisin zalimliği aynı görüntüleri karşımıza çıkarıyordu. Devletlerin iş ve ekmek için mücadele edenlere de, hak ve özgürlük için mücadele edenlere de yanıtı aynıydı; Baskı ve terör.
MISIR’LI VE TÜRKİYE’Lİ İŞÇİLER AYNI KADERİ PAYLAŞIYOR
6 Nisan’da işçilerin grev kararı almasının temel nedeni, aşırı yükselen yiyecek fiyatları ve düşük ücretlerdi. Tüm yoksul ülkelerde son aylarda patlak veren gıda krizi, Türkiye’yi olduğu gibi Mısır’ı da etkiledi. Diğer yandan, IMF ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşmalar sonucunda, devlet işletmelerinin büyük bir kısmını kapsayan bir özelleştirme dalgası devam ediyordu. 90’lı yıllar boyunca süren özelleştirmeler, aynı Türkiye’deki gibi 2000’lerin başında hız kesip, 2004 yılından itibaren büyük bir ivme ile yeniden başladı. Özelleştirmeler sonucu gelen işsizlik ve düşük ücretler, işçi sınıfında 3 yıldır süregelen bir hareketlenmeye neden oldu. Türkiye’de Seka, Petkim direnişlerinin yaşandığı günlerde, Mısır’lı işçiler de özelleştirmelere karşı ayağa kalkıyordu. Öncelikle büyük tekstil fabrikalarında başlayan grevler, diğer sanayi sektörlerine hatta beyaz yakalılara kadar yayılarak devam etti. Mısır gazetelerinden alınan istatistiklere göre, 2006 yılı boyunca yaşanan grev ve işçi gösterisi sayısı 222 iken, bu sayı 2007 yılında 580’e çıkıyordu. Hareketin 2008’de daha büyük bir güçle yükseldiği görülüyor. İşçiler, bazı sanayi bölgelerinde, devlet sendikasından bağımsızlaşarak özörgütlerini yaratmaya başladılar. Bu örgütler arasında kurumsal ilişkiler inşa etmeye çabalıyorlar. Nihayet, geçtiğimiz Nisan ayındaki grev ve ayaklanmalar, hareketin bir süredir biriktirdiği gücün patlama noktası oldu.
Mısır’da uygulanan IMF programlarının sonuçları da Türkiye ile aynı. Duruma sıkıcı rakamlarla bakıldığında da benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. Halkın %40 ı yoksulluk sınırının altında yaşıyorken, % 20 si günde 2 dolara hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Buna karşılık, hükümetin gurur tablosunda % 7 oranında ekonomik büyümeden sözediliyor. Resmi enflasyon % 12 olarak açıklanırken, gıda fiyatlarının % 100 lere kadar yükseldiği görülüyor. Bizde olduğu gibi halkın en temel yiyeceği olan ekmek, karaborsaya düşmüş durumda.
Her iki ülke de emperyalizm tarafından sermaye cenneti ve işçi cehennemine dönüştürülüyor. Sermaye rolleri ise emperyalist hiyerarşi içindeki konuma göre belirleniyor. Avrupalı sermaye ucuz işgücü peşinde Türkiye’ye akın ederken, Türkiye’den de özellikle tekstil patronları Mısır’a koşuyor. Sonuçta bu durumdan kazanan kapitalistler olurken, kaybeden işçi sınıfı oluyor.
İSLAMCILAR İŞÇİLERE SIRTINI DÖNÜYOR
Grevler ve çatışmalar devam ederken, Mısır’da 8 Nisan’da yerel seçimler yapıldı. Seçimlerden önceki tartışmalar da yine bize çok aşinaydı. Ülkede yıllardır yükselen radikal siyasi İslamın temsilcisi olan Müslüman Kardeşler Örgütü, seçimlere katılması engellendiği için boykot çağrısı yaptı. Ülkede siyasi İslamın yükselişi, iktidara daha yakın olan modern-laik elit ve ABD tarafından tehdit olarak algılanıyor. Fakat şu an ülkedeki en etkili ve kitlesel muhalefet Müslüman Kardeşler tarafından yürütülüyor. Bu günlerde, radikal İslamcılarla ılımlılar arasındaki çatırdamalardan sözediliyor. Uluslar arası sermaye ve işbirlikçileri Mısır’da da bir AKP’ye ihtiyaç duyuyor olmalı.
Müslüman Kardeşler’in son yaşanan grevlerle ilgili tutumu da özellikle İslamcılar cenahında epeyce konuşuldu. Örgüt grevden önce “Greve destek vermiyoruz ama gönlümüz işçilerin yanında” gibi, hiçbir anlama gelmeyen bir açıklama yaptı. Sonuçta İslamcı cemaatler, grev ve gösterilere kayıtsız kalarak katılmadılar. İslamcı grupların işçi mücadelesi ile ilgili tekrarlayıp durduğu tek konu, Hıristiyan işçilerin Müslüman işçilerden daha yüksek ücret aldıklarından ibaret. Bu söylemlerle sınıf birliğini kendi cepheleri lehine parçalamaya çabalıyorlar. Gerçekte ise, sosyal demagoji ile kurdukları sadaka zincirinin, halkın uyanışıyla parçalanmasından korkuyorlar. Sadakalarıyla beslenmeye muhtaç olanların, haklarını savaşarak kazanmayı öğrenmesinden korkuyorlar.
TÜM İŞÇİLER YOLDAŞTIR
İşçi sınıfı bugün, aynı ülke sınırları içinde bile etnik, ulusal, kültürel, sektörel, ideolojik vb. birçok düzlemde bölünmüş, hatta sınıf dışı cephelere itilmiş durumda. Uluslararası alanda bu bölünmüşlük daha da ileri boyutlara varıyor. Bu nedenle, diğer ülkelerdeki halk hareketleri ya da sınıf mücadeleleri çoğunlukla “ Orda bir köy var uzakta” havasında yazılıyor ve okunuyor. Ülke içindeki işçi mücadelelerini zinhar gündeme almayan burjuva medyası, başka ülkelerdeki mücadeleleri iç karışıklık haberi olarak, “ötekilerin” başı belada müjdesiyle yansıtıyor. Öyle ya, burası “sınıfsız, imtiyazsız, güllük gülistanlık” bir ülke iken, herkes ayağını denk almazsa halimiz onlara benzer.
Oysa ki dünya emperyalist sistemi ve onun milli temsilcileri hükmettikleri tüm işçilere aynı acıları yaşatıyorlar. İşçi kanı ve teri üzerinden paylaşım hesapları yapıyorlar. Mısırlı, İranlı, Yunanlı, Türk ve Kürt işçiler aynı kaderi paylaşıyorlarsa, aynı uğurda mücadele veriyorlarsa, aynı güçler tarafında eziliyor, sömürülüyor, öldürülüyorlarsa, onlar kardeş ve yoldaştırlar.
İşçi hareketi farklı coğrafyalarda, farklı kanallardan, kapitalizmin duvarlarına vura vura aynı denize akıyor. İşçilerin vatanı yoktur. Onların ellerinde yükselecek olan, sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya vatanı vardır.
Dünyanın bütün işçileri, birleşin!
|