AÇILIMDAN KÜRT ÇOCUKLARINA TAŞ ATTIKLARI İÇİN HAPİS CEZASI ÇIKTI! PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı93(Şubat 2010) Sayfa 4KCK örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) üyelerine ve yöneticilerine dönük olarak başlatılan operasyon, gözaltı ve tutuklama dalgalarıyla arkası kesilmeden devam ediyor. Geçen yıl AKP hükümetince ilan edilen “Kürt açılımı”nın ardından, Kürt yoksularının üstündeki devlet terörü kendi deyimleri ile “12 Eylül’ün sıkıyönetim koşullarını aratmayacak” bir hale geldi.

Iğdır Belediye Başkanı BDP’li Mehmet Nuri Güneş’in de aralarında olduğu 10 kişi , sabaha karşı düzenlenen operasyonla PKK üyesi (artık KCK savcılar için yeterli olmuyor) oldukları iddiasıyla tutuklandı. Kelepçelenerek gözaltına alınan başkan, jandarma ve polis tarafından tartaklandı. 2009 yılında Iğdır’da DTP’nin seçimi kazanmasının ardından, Bakan Cemil Çiçek, DTP’nin belediyeyi almasını, “Ermenistan sınırına dayandılar” diyerek yorumlamıştı. Çiçek hem Ermeni düşmanı zihniyetini hem de ırkçı-şoven yüzünü göstermişti.

 

Batman Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla Batman, Diyarbakır, Van ve İstanbul’da eş zamanlı olarak çok sayıda eve baskınlar düzenlendi. “Örgüt üyesi olmak, bilerek ve isteyerek örgüte yardım etmek ve kırsal alanda faaliyet yürütmek” iddialarıyla gözaltına alınan 60 kişinin çoğu tutuklanmış durumda.

Savcılar yalnızca Kürt illerinde değil İstanbul gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu şehirlerde de operasyonlar yapıyorlar: İstanbul’un Küçükçekmece, Başakşehir, Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Sancaktepe, Sultangazi ve Esenyurt ilçelerinde birçok eve yapılan baskınlarda, aralarında BDP’li yöneticilerin de bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı.

Savcılıklar tarafından BDP üyelerine yapılan suçlamalar devlet baskısının nerelere vardığını da gösteriyor. İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı “Yasadışı örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanıyor, kendisine yöneltilen suçlamalar ise şunlar oldu; “Çocuk istismarının engellenmesi, kadın hakları konulu eğitim çalışmaları ve seminerler gibi çalışmalarla ilgili projeler yaparak, bu projelere finansal kaynak sağladığı; İsveç, Belçika, İngiltere parlamentoları, BM’de yaptığı konuşmalarla devleti küçük düşürdüğü…”.

“Açılım süreci”nin bir başka kurbanı da Kürt çocukları oluyor. Gösterilerde polise taş attıkları gerekçesiyle haklarında yüksek cezalar istenen çocuklar için Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde yer kalmadı. Cezaevinde 85 çocuk var. 4 koğuşta tutulan çocuklar için ek koğuş açıldı.

Çocukları hapis cezasından kurtarmak için hazırlanan yasa tasarısı hükümet tarafından rafa kaldırıldı. Mahkemeler çocuklara hapis cezaları vermeye devam ediyor. Son olarak Batman’daki olaylarda gözaltına alınan Berivan S. 7 yıl hapis cezası alarak, “taş atan çocuklar” kervanının son kurbanı oldu.

Tutuklu bulunan çocuklar arasında Diyarbakır Anadolu Lisesi’nin başarılı öğrencisi Elif A. için “Terör örgütü PKK adına suç işlediği ve 2911 sayılı kanuna muhalefet ettiği”  gerekçesiyle 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor (dershaneye giderken gözaltına alındığı, üzerinde öğrenci üniforması ve yanında ders kitapları olduğu ve gösteriye katılmadığı şeklinde kendisini savunmasına karşın). Yine bir lise öğrencisi için aynı gerekçelerle 19.5 ila 44.5 yıl arası hapis cezası isteniyor.               

“İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nce hazırlanan rapora göre, 2009’da yaşları 12 ile 18 arasında değişen 267 çocuk hakkında Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nde ceza davası açıldı. Haklarında toplam 240 yıldan 688 yıla kadar hapis cezası istenen 78 çocuk, yargılama sonucunda toplam 175 yıla mahkûm edildi.”

Polise taş attığı gerekçesiyle, 16 yaşındayken tutuklanan ve çıkarıldığı ilk duruşmada 7.5 yıl hapse mahkûm edilen bir başka çocuğun bu cezası Yargıtay tarafından da onandı. Böylece yüksek mahkeme verdiği bu kararla bir içtihat oluşturdu. Bundan sonraki cezaların da önünü açmış oldu.

Hatırlanacağı gibi, Diyarbakır Adliyesi’nin bahçesinde tek sıra halinde dizilmiş olarak bekletilen BDP’li belediye başkanlarına kelepçe takılması, Kürt toplumu üzerinde büyük bir infial yaratmıştı.  İçişleri Bakanlığı, bu olayla ilgili olarak yaptığı araştırma sonucunda kelepçelenmenin “mevzuata uygun” olduğuna karar verdi.

Bu karardan daha da iğrenç olanı, Bakan Mehdi Eker’in (Diyarbakır milletvekili), BDP’ye yönelik operasyonda aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu Kürt siyasetçilerinin kelepçelenerek adliyeye getirilmesine tepki gösterenleri haksız bulması oldu. Bununla da yetinmeye bakan, “İnsanlar evlerinden alınıp, ya bir asit kuyusuna, ya da bir köprü altına atılmıyor muydu? O gün bunlara karşı bile sesini çıkarmayanlar bu gün kelepçeyi sorguluyor?” diyebildi. Böylece haksız savaşın en iğrenç uygulamalarını hatırlatarak, Kürtlerin kelepçeye razı olmaları ve hadlerini bilmeleri uyarısını yaptı.

AKP hükümeti sözde açılım sürecini parlatmak için “Türkiye İnsan Hakları Kurumu” kurulmasına ilişkin yasa tasarısını TBMM Başkanlığı’na sundu. Daha önce de benzer bir kurum Başbakanlığa bağlı olarak oluşturulmuş, hiçbir karşılığı olmadığı için lağvedilmişti.

Bu işlevsiz kuruma karşılık hükümet, gerçekten bir işlevi olacak, özellikle Kürtleri hedef alacak “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” nın ana konusunun “terörle mücadele” olacağını açıkladı. Bu da sözde açılımda son nokta olacak herhalde!

 

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış