İktidarıyla muhalefetiyle tüm burjuva partileri Tekel direnişinin karşısındalar. Öyle ki sadece eylem karşısında üstlendikleri rolleri ve kendilerini ortaya koyuş biçimleri farklı. Başta CHP ve MHP olmak üzere tüm burjuva muhalefet partileri, eylemin AKP’yi yıprattığının, Tekel işçilerinin kendilerine geniş bir kamuoyu sempatisi ve işçi kitle desteği yarattığının farkındalar. Hal böyle olunca eyleme açıktan karşı çıkmanın bir işe yaramayacağı partilerine siyasal bir getirisinin olmayacağının ayırtındalar. Bu yüzden eyleme açıktan karşı çıkmak yerine gerçek niyetlerini gizleme ihtiyacı duyuyorlar. Hepsi de sermaye dostu, işçi düşmanı olan bu partiler kendilerini tekel işçilerinden yanaymış gibi göstererek eylemi içten baltalamaya, hedeflerini daraltmaya, yayılmasını engellemeye ve direniş çizgisinden uzlaşma noktasına çekerek hareketi bitirmeye çalışıyorlar. Tüm burjuva medya uzlaşmadan dem vuruyor. Uzlaşmadan söz eden bu burjuva politikacılar ve akıl hocaları aslında zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olan işçilerden belli ki yeni tavizler istiyorlar.
CHP İŞÇİ SINIFININ DEĞİL DEVLETİN GÜCÜNÜ ÖNEMSİYOR
CHP’nin Tekel direnişinin yanında olduğuna dair en belirgin kanıt, güvenlik güçleri Tekel işçilerine saldırdığında Milletvekili Çetin Soysal’ın da o esnada eylem alanında olması ve işçilerle birlikte onun da gaza maruz kalmasıdır. Çetin Soysal bu duruma çok içerlemiş. Olayın üzerine “Milletvekili olduğumu söylememe rağmen üzerime gaz sıktılar” demesi de bu tespiti doğruluyor. Belli ki Çetin Soysal’ı Tekel işçilerine değil de daha çok kendisine gaz sıkılması rahatsız etmiş. CHP’nin ve Çetin Soysal’ın Tekel yandaşlığı işte bu kadar! Sonraki günlerde bu gaz (biber gazı) olayından dolayı güvenlik güçleri işçilerden değil lakin Çetin Soysal’dan özür dilemişlerdi. Tarafların karşılıklı iadei ziyaretleri ve Çetin Soysal’ın kendisine biber gazı sıkan polisleri, ‘affederek’ onlara adeta yaptıklarından dolayı ödüllendirir ve teşvik edercesine çiçek vermesi ile CHP açısından “konu kapanmıştır”. Ne var ki konu işçiler açısından kapanmamış, işçiler güvenlik güçlerinin saldırılarına maruz kalmaya devam etmişlerdir. CHP lideri Deniz Baykal Tekel direnişi karşısında partisinin politikasını “Tekel işçilerine yazıktır. Havai fişeklere para buluyorsunuz da işçilere mi bulamıyorsunuz” diyerek açıklıyor. Olaya acıma ve merhamet duygularıyla yaklaşıyor. “Bu hükümetin bir suçu varsa o da özelleştirmeler sonucu açıkta kalanlara merhamet göstermesidir” diyen Çalışma Bakanı Mehmet Şimşek ile Baykal’ın söylediğini tersden okuyacak olursak ikisi de aslında aynı şeyi söylüyor. Başbakan Erdoğan’dan işçilere acıması ve merhamet göstermesini istiyor. CHP lideri AKP ile arasındaki farkı ‘para ve merhamet’ sorununa indirgiyor. İşçi sınıfı hareketi sanki onlardan merhamet diliyor. Sadaka istiyor! Baykal “Devlet güçlüdür. Devlet 10 bin Tekel işçisine mi para bulamıyor.” diyerek, eylemin ve işçi sınıfının gücüne değil devletin gücüne vurgu yapıyor. CHP lideri, Tekel işçilerinin sorununu para meselesine, sadaka derekesine indirgeyerek olayın neo-liberal politikalarla; özelleştirme, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma, iş sürecinin esnekleştirilmesi, kuralsızlaştırılması, kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırma politikalarıyla ilişkisini gözlerden saklamaya çalışıyor. CHP bunu yaparak, kendisinin de parçası olduğu ve nemalandığı burjuva düzeni korumaya, sorunun siyasal düzleme sıçramasını demokrasi; hak ve özgürlükler düzleminde ele alınması ve parlamentoda işçiler lehine düzenlemeler yapılması noktasına gelmesini engellemeye çalışıyor. Devletin zirvesinde birbirini yiyen, kıyasıya bir rekabet sürdüren bu iki burjuva partisi, işçi hareketi, hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda kolayca bir araya geliyor. İşçi sınıfı hareketini zapt-ü rapt altına almak, düzen sınırları içinde tutmak için birlikte çalışıyor. CHP Tekel işçileri ve direnişi karşısında ikiyüzlü davranıyor. Çünkü Tekel işçilerinin karşı karşıya kaldığı sonuca kaynaklık eden neo-liberal politikalar, kemer sıkma programları, özelleştirme ve taşeronlaştırmalar, sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalıştırma konusunda AKP’den farklı düşünmüyor.
CHP’Lİ BELEDİYELER AKP’DEN FARKSIZ
Bugün en büyük taşeronlaştırma kamuda yaşanıyor. CHP yerel yönetimlerini elinde bulundurduğu belediyelerin istisnasız hepsinde özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya gidiliyor. Çeşitli adlar altında iş veya hizmetler özelleştiriliyor. Özelleştirilen iş ve hizmetlerde çalışan taşeron işçilerin hakları korunmuyor. Ana yüklenici firma (KİT ya da BİT) aynı olmasına karşın aynı işyerinde çalışan kamu işçisi ile taşeron işçisinin ücretleri, çalışma koşulları ve sosyal haklarında derin uçurumlar ortaya çıkıyor. Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma yaygınlaşırken taşeron işçilerin sendikalaşması engelleniyor. 29 Mart yerel seçimleri öncesi CHP’nin örnek gösterdiği, kalesi saydığı Kadıköy Belediyesinde sağlık çalışanları DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık-İş’te örgütlendikleri için işten çıkarıldılar. Aynı şekilde İzmir’de CHP’li Belediyede çalışan İzmir-Kent A.Ş. işçileri işten atıldı. İşten atılan ve işe dönmek için Baykal ile görüşmek için Ankara’ya yürüyen Kent A.Ş. işçileri haftalarca Baykal’la görüşmek için bekledi. Ne var ki Baykal, Kent A.Ş. işçilerinin bırakalım İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde işbaşı yapmalarına yardımcı olmayı görüşmeyi bile kabul etmedi. Eylem, sendika bürokrasinin de sahip çıkmaması üzerine yenilgiyle sonuçlandı. Yine İzmir’de İzmir Büyükşehir Belediyesinin park ve bahçe işlerinde çalışan 1200 taşeron işçisi, taşeron firma MNA ve VİRA’nın sözleşmesinin yenilenmemesi üzerine yeni yıla işsiz girdi. Kendi partilerine bağlı belediyelerden işçiler işten atılırken sesini çıkarmayan CHP’nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin taşeron şirketlerinde çalışan İtfaiye işçilerine ya da Tekel işçilerine sahip çıkmasının hiçbir inandırıcılığı yoktur. CHP emek değil sermaye eksenli, devlet merkezli bir partidir. Dolayısıyla Tekel işçilerinin eylemine sahip çıkıyormuş gibi yapmasının nedeni işçilerin ve direnişin kazanması değil sermayenin orta ve uzun vadeli stratejik çıkarlarının korunması kaygısıdır. CHP’nin Tekel direnişini ücret konusuyla sınırlandırmak ve pazarlıkla bağlamak, direnişin bitirilmesini istemesinin nedeni 4-C’nin kaldırılması, özelleştirme ve taşeronlaştırmaların, güvencesiz çalıştırmanın sonlandırılması konularında işçilerden ve sendikalardan gelen taleplerin karşılanmasını sağlamak için hükümete baskı yapmak değildir. CHP bu konularda AKP ile hem fikirdir. Dolayısıyla bu partinin Tekel işçilerinden yanaymış gibi imaj çizmeye çalışması tam bir aldatmaca ve göz boyamadır. Eylemin genelleşmesi, birleşik bir işçi kitle hareketine dönüşmesi ve sistemi tehdit etmesi, sistemin bir parçası olan sendika bürokrasisinin inisiyatifinin dışına çıkması AKP kadar CHP’nin de korktuğu bir şeydir.
İŞÇİ SINIFI GERÇEK DOSTLARINI DA DÜŞMANLARINI DA MÜCADELE İÇİNDE ÖĞRENİYOR
Geçmişte AKP’nin çekirdek kadrosu içinde yer alan, daha sonra da AKP kapatılırsa hesabı ile “devlet başa kuzgun leşe” misali kendisini AKP’nin yerine hükümete hazırlayan, bunun için AKP’den ayrılarak yeni parti kuran Abdüllatif Şener’de Tekel işçilerini destekliyormuş. Tarihin ironisi bu olsa gerek! Şener geçmişte bugün desteklediğini söylediği işçilerin işten atılmasına yol açan Tekel’in özelleştirilmesine karar veren Özelleştirme Yüksek Kurulu Başkanı idi. Burjuva politikacıları ikiyüzlülükte sınır tanımıyor. Bu siyasetçiler belli ki işçileri hafızasız sanıyor. Mücadele öğreticidir. İşçi sınıfı dostlarının ve düşmanlarının kimler olduğunu mücadele içinde ve kendi deneyleri ile öğreniyor. Demokrat Parti (DP) Başkanı Hüsamettin Cindoruk daha açık sözlü davranıyor. Hükümete sendika ile anlaşmasını salık veriyor. Tecrübeli bir burjuva siyasetçi olarak Cindoruk, “Hükümet sendika ile anlaşmazsa, bundan yumuşak sendikacılık zarar görür, sınıf sendikacılığı gelişir. 15-16 Haziran sınıf sendikacılığından gelişti.” diyerek Erdoğan’a akıl veriyor. Bunu söylerken Cindoruk aslında burjuvazinin asıl korktuğu şeyin ne olduğunu da itiraf ediyor: Sermaye sınıfı Tekel direnişinin genelleşmesinden, siyasallaşmasından ve birleşik bir işçi kitle hareketine dönüşmesinden öcü gibi korkuyor. Onlara korktuklarını verelim. Birleşik bir işçi hareketini örmek ve onun içinde devrimci bir odak yaratmak için öne atılalım, çok daha fazla çalışalım.
|