|
On yıllardır izlenen neo-liberal politikalar sonucu geriletilen ve deklase hale gelen işçi sınıfı, uzun bir durgunluk döneminden sonra yeniden ülke gündemine ağırlık koymaya başlıyor. Kamu çalışanlarının genel grevi, Tekel direnişi ve bunlara gelinceye kadar, hem de krize rağmen, yerellerde ortaya çıkan sayısız mücadeleler işçi sınıfının yeniden şekillenmeye başladığını gösteriyor. İşçi sınıfı içinde haklarını savunma eğilimleri, taban iradesi ve inisiyatifi gelişiyor. Tekel işçilerinin 50 gündür kara kışa ve onca baskıya karşın direnmeleri, sendika bürokrasisini de önlerine katarak mücadeleyi sürdürmeleri bunu doğruluyor.
İşçi sınıfı içinde öz savunma eğilimlerinin gelişmeye başlaması kadar birlik ve dayanışma eğilimi de güçleniyor. Tekel direnişinin kısa sürede işçi sınıfına mal olması, sınıfın içinde hükümete ve uyguladığı ekonomik politikalara karşı ciddi bir tepki ve öfkenin biriktiğini gösteriyor. İşçiler, bunca zamandır bastırılmış taleplerinin Tekel işçilerinin şahsında ete kemiğe büründüğünü görüyor. Onu önemsiyor, benimsiyor ve destekliyor. Tekel direnişi 4C’ye, güvencesiz çalıştırmaya, sosyal hakların ve kazanımların tavsiyesine karşı mücadelenin simgesi haline geliyor.
Eylemim işçi kitleleri ile kurduğu sınıfsal-politik ilişki AKP’nin işçi-kitle desteğini eritirken, devlet güdümlü sağ sendika konfederasyonlarını da KESK ve DİSK ile birlikte hükümete karşı tutum almaya zorluyor. Direnişin yarattığı bu itki sendikal harekette bir kıpırdanmaya yol açıyor. Sağ sendika bürokratları toplumun ve kendi tabanlarının baskısı karşısında eylemin karşısında duramayacaklarını, dışında kalamayacaklarını aksi halde teşhir ve tecrit olacaklarının farkındalar. Kendi duygu ve düşüncelerinden bağımsız olarak Tekel işçileri ve direnişi ile ilgili bir şey yapmak zorunda olduklarını hissediyorlar. Tarihin ve mücadelenin diyalektiği bu olsa gerek!
İşçi sınıfının hareketlendiği, taban irade ve inisiyatifinin geliştiği dönemlerde sendika bürokratları hareketin önünde duramaz, engel oluşturamazlar. Ya hareketle birlikte sürüklenir ya da hareket tarafından kenara itilirler. Hareketin önünde dalga kıran rolü oynama işlerini yerine getiremez hale gelirler. Dolayısıyla sendika bürokrasisinin gerçek panzehiri taban örgütleri, taban iradesi ve inisiyatifidir.
Tekel direnişi işçi sınıfını uyandırıyor, uyuyan devi sarsıyor. Onun sendikal ve siyasal örgütlerini harekete geçiriyor. 17 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştirilen kitlesel miting harekete ivme kazandırıyor. Tekel direnişi işçi sınıfının sendikal mücadelesinin birliğine giden yolu açıyor. Uzunca bir süredir yan yana gelmeyen sendika konfederasyonları, 25 Kasım kamu grevinden sonra bir kez daha Tekel direnişi için bir araya geliyor. Tekel direnişi birleştiriyor. Mücadele birleştirir.
Altı konfederasyon Tekel işçilerini ve direnişini desteklemek, 4C’ye karşı mücadele bayrağını yükseltmek için bir araya geliyorlar. İşçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanmaya karar veriyorlar. İşçi sınıfı ile burjuva hükümet uzun bir aradan sonra genel talepler üzerinden değil lokal bir sorun-Tekel işçilerinin sorunu- üzerinden karşı karşıya geliyor. Bu, aynı zamanda bir dayanışma grevi. Bu eylem kazanırsa işçi sınıfı kazanır, kaybederse de kaybeden sadece Tekel işçileri olmaz tüm işçi sınıfı kaybeder. Tekel direnişi üzerinden alınan yengi ya da yenilgi, yeni kazanımların ya da hak kayıplarının da önünü açacaktır. Direniş ve dayanışma şimdiden hükümete geri adım attırmayı başardı. 4C şartlarında ufak da olsa birkaç önemli değişiklik yapıldı. Genel grevin adı bile hükümeti sıkıştırıyor. Direniş ve dayanışma büyüdükçe kazanımlar da artacaktır. Bu yüzden sendikaların aldığı genel eylem kararını gerçek bir genel greve doğru taşımak ve bu mücadeleden başarı ile çıkmak zorundayız.
|