HAİTİ “CAN DERDİNDE”, EMPERYALİSTLER “ET DERDİNDE” PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı93(Şubat 2010) Sayfa 8Haiti, deprem sonrasında ABD ordusu tarafından işgal ediliyor. 12 Ocak’ta yaşanan depremin ardından yardım bahanesiyle Haiti topraklarına çıkarma yapan ABD askerleri başkentin tümünü “ele geçirmiş” durumda. Depremle birlikte merkezi yönetimin çökmesi ve acizliğini fırsat bilen ABD askerleri havaalanları gibi birçok stratejik noktada kontrolü ele aldı.

Deprem nedeniyle 200 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği, 1,5 milyon kişinin de evsiz kaldığı tahmin ediliyor. 7.0 şiddetindeki deprem, başkent Port-au-Prince ve çevresini yerle bir etti. Birçok kamu binası ile birlikte hastanelerin de yıkıldığı, ayakta kalanların ise hizmet veremez durumda oldukları belirtiliyor. Depremin üzeriden bir aya yakın zaman geçmiş olmasına karşın hala yaralılar tedavi edilemiyor. Yardım için gönderilen tıbbi malzemelerin ulaştırılmasında ve dağıtılmasında büyük sorunlar yaşanıyor. Depremden haftalar sonra yardım için bölgede bulunan Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, hala testere ile ameliyat yapıldığını bildiriyordu. Diğer yandan milyonlarca insan, içme suyu ve yiyecek gibi yaşamın sürmesi için zaruri olan ihtiyaçlara hala ulaşamıyor. Gönderilen yardım malzemelerinin dağıtımı organize edilemiyor. Depremde sağ kalabilenler açlık ve hastalıklarla yüzyüze yaşamaya çalışıyorlar. Üstelik daha geçen sene Haiti’yi vuran kasırga 800 kişinin ölümüne ve binlerce evin yıkılmasına neden olmuştu. Halk daha bu felakettin etkilerinden kurtulamamışken daha büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı. Haiti halkı bu koşullar altında yaralarını sarmaya çabalarken, ortaya çıkan siyasi boşluktan yararlanmak isteyen ABD, bölgedeki stratejik hedefleri doğrultusunda ülkeye asker yığmaya devam ediyor.

Haiti’deki depremin yol açtığı yıkım bir doğal afetten kaynaklı olsa da durumun bu denli büyük bir insanlık trajedisine dönüşmesi doğal değil. Yaşanan birçok doğal afette olduğu gibi, felaketin çapını afet öncesi yapılaşma ve hayat koşulları belirliyor. Haiti dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Nüfusun yarısından fazlası günde 1 doların altında bir gelirle yaşıyor. Yaklaşık 2 milyon insan kronik açlık çekiyor. Ülkede belli bir inşaat standardı bile yok. Dayatılan IMF politikaları nedeniyle son 20 yılda pirinç ve tahıl üretimi neredeyse bitmiş durumda. Ülke, ABD’nin ucuz üretim fazlasıyla besleniyor. Tarımın çökmesi sonucu çiftçiler yıllardır kentlere akın ediyor. Başkentin çevresindeki plansız ve denetimsiz baraka evlerde yaşayan bu insanların birçoğu depremde hayatını kaybetti.

Aynı ekonomi politikaları ülkeyi içinden çıkılamayan bir borç sarmalına sürükledi. Borçların ödenebilmesi için artan vergiler, özelleştirmeler halkı da daha yoksullaştırırken, sağlık ve eğitim hizmetleri gün geçtikçe geriledi. Bugün halkın yarısı hala okuma yazma bilmiyor.

Ülke ekonomisini bu şekilde çökerten emperyalist müdahalelerin benzerleri politik alanda da çeşitli biçimlerde ortaya çıktı. Haiti halkı tarihinde onlarca kez işgal ve darbe gördü. 19. yüzyıldaki köle ayaklanmaları ve sömürgeciliğe karşı bağımsızlık kazanmış ilk ülke olması dünya tarihinde önemli bir yere sahip olmasını sağlıyor. Fakat sonraki yıllarda Avrupa ve ABD tarafından bir türlü rahat bırakılmıyor. 20. yüzyılın başında ABD tarafından işgal ediliyor, ikinci yarısında ise ABD destekli kanlı bir diktatörlük (Duvalier) altında yönetiliyor. 1991 de seçimle gelen başkan Aristide (Kurtuluş Teolojisine yakın olduğu söyleniyor) darbe ile devriliyor. 1994 yılında ABD “demokrasiyi restore etmek için” ülkeyi işgal ediyor. Daha sonra tekrar iktidara gelen Aristide 2004 yılında yeni bir darbe ile bir kez daha devriliyor ve başkan ABD tarafından kaçırılarak sürgüne gönderiliyor. Aynı yıllarda karışıklıklar gerekçe gösterilerek ülke BM askerlerinin kontrolü altına alınıyor. 2006 yılında yapılan son seçimleri ise Aristide’e yakın olduğu söylenen bir aday kazanıyor. Bu özetten anlaşıldığı gibi Haiti tam anlamıyla ABD’nin arka bahçesi.

Depremle ortaya çıkan trajedinin aslında emperyalistlerin ve ülkedeki işbirlikçilerinin uyguladığı ekonomik ve politik rejimlerden kaynaklandığı görülüyor. Bugün ABD askerlerinin yeniden ülkeye girmesi, yeniden yapılanma adı altında yeni yıkımların habercisi.

Haiti, Küba ve Venezuella’nın tam ortasında bir ada ülkesi. Bu iki ülkenin de ABD karşıtı iktidarlar tarafından yönetildiği biliniyor. Dolayısıyla Haiti coğrafi konumundan dolayı ABD açısından stratejik bir önem taşıyor. Yakın vadede ABD ülkedeki asker sayısını 16 bine çıkarmayı hedefliyor. Şimdiden ülkedeki havaalanlarını askeri üslere çevirmiş olmasından gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Öte yandan depremzedelerin ABD’ye kaçmasını önlemek için savaş gemileri ile ülkeyi deniz ablukasına almış durumda.

Emperyalistler halkların yaşadığı dramları yıllardır kendileri için fırsat olarak görüyorlar. Üstelik yaşanan dramların nedeni de bizzat kendileriyken… Somali’de, Irak’ta, Afganistan’da bunun sonuçlarını hala yaşıyoruz. ABD 1991 yılında Somali’yi işgal ederken gerekçe olarak ülkedeki açlık ve kıtlığı öne sürüyordu. İşgalin adı ise “Umut Operasyonu” idi.  25 bin askerden oluşan tam donanımlı bir ordu ile Somali’ye girmişti. Sözde açları ölümden kurtaracaktı, ama binlerce Somaliliyi bombalarla öldürdü. Sonuçta ülke daha da batağa saplandı. Fakat ABD de Somali’de tutunamadı. Hatta meşhur “Kara Şahin Düştü” adlı Hollywood filmi ABD askerlerinin Somali’de yaşadığı hüsranı anlatır.

Haiti depremi sadece uzaktaki egemenlerin değil, yakındaki egemenlerin de ikiyüzlülüğünü gözler önüne serdi. Bizler de depremi ve felaketleri yakından tanıyoruz. Egemenlerin bu felaketleri nasıl kendileri için fırsata dönüştürdüğünü 17 Ağustos 1999’dan hatırlıyoruz. “Mezarda emeklilik yasasının” depremden mal kaçırırcasına çıkarıldığını unutmuyoruz. Deprem için toplanmaya başlanan “özel vergileri” hala ödemeye devam ediyoruz. Deprem yardımlarının nasıl iç edildiğini, yağmalandığını da unutmuyoruz. Hele ki Kızılay çadırlarını hiç unutmuyoruz. Depremzedeler için yaptırılmış olan evlerin bürokratlara tahsis edilmesini, evlerin sahiplerinin sokağa atılmasını, direnenlerin coplarla dövüldüğünü görüyoruz. Şimdi Türkiye hükümeti Haitili depremzedeler için yaptığı yardımlarla gurur duyuyor…

 

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış