KÜLTÜR KIRIMININ BAŞKENTİ İSTANBUL PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı93(Şubat 2010) Sayfa 12Beklenen yıl geldi. İstanbul, Macaristan’ın Pecs ve Almanya’nın Essen kenti ile birlikte Avrupa’nın kültür başkenti oldu. Son iki yıldır bu proje için devasa bütçeli reklam ve tanıtım kampanyaları yapıldı. Proje için 2010 Ajansı kuruldu, özel yasa çıkartıldı. İstanbul’un Avrupa Kültür başkenti olma projesine bizzat başbakan tarafından el atıldı. Ve geçtiğimiz ay şehrin birçok yerinde yapılan konserlerle, havai fişek gösterileriyle, İstanbul resmen Avrupa kültür başkenti oldu. Tabi bu unvanı yıl boyunca kendinden hayli küçük iki kent ile paylaşacak. Uluslararası  her projede olduğu gibi İstanbul’un kültür başkenti olması da epeyce abartıldı. Öyle ki Avrupa’nın yeni başkentinin artık  İstanbul olduğunu sandık. Ama abartılan sadece şehrin taşıdığı unvan değil, bu proje için harcanan yüz milyonlarca dolar. Haliç’te yapılan on dakikalık havai fişek gösterisi için 8,5 milyon avro harcandı. Bu para son iki yıldır yapılan tanıtım harcamaları yanında çok küçük bir miktar kalıyor. Ama tüm tanıtım harcamaları ve kültür sanat etkinlikleri de proje için harcanan ve harcanacak olan dev bütçe yanında devede kulak kalmakta. Bu proje kapsamında ayrılan bütçenin aslan payı kentsel dönüşüm için gerçekleştirilecek müteahhitlik harcamalarına ayrılıyor.

Kentsel dönüşüm denilen şey ise kentin içinde kalan yoksulların ve emekçilerin yaşadığı yerleşimleri burada yaşayan insanlardan arındırıp, yerlerine gösterişli yeni konutlar yapmak. Yandaş müteahitlerin yaptığı bu konutlara da hükümete yandaş yeni zenginleri yerleştirmek. Bu proje sayesinde yoksulların yurtlarından edilmesine Avrupai bir kılıf da uydurulmuş oldu böylece. İstanbul’un kültürünü zenginleştiren en büyük topluluklardan biri olan Romanlar, bin yılı aşkın süredir yaşadıkları semt olan Sulukule’den atılıyorlar. Hükümet  Sulukule sakinlerine kente iki saat uzaklıktaki Taşoluk’tan ev satmak istiyor. Onlardan boşalan yerler yandaş müteahitlere peşkeş çekilerek eski Osmanlı evlerini andıran evler yapılacak. İşte hükümetin kültürden anladığı bundan ibaret. Emekçiler ve yoksul halk için hiç bir anlam ifade etmeyen kültür başkenti projesine kurban edilen sadece Sulukule sakinleri değil. Tarlabaşı, Balat, Fener, Başıbüyük, Zeytinburnu, Samatya, Süleymaniye, Sarıyer ve daha bir çok semtteki emekçi ve yoksul mahalleli yıllarca yaşadıkları yerlerden sürülmek isteniyor.

2010 projesi için yapılan tanıtım kampanyalarının dikkat çekici başka bir yanı ise İstanbul’a çok kültürlü, birçok dini ve milleti bir arada huzur içinde yaşatan bir kent görüntüsü verilmesi.  Yalnız İstanbul değil, Türkiye devletinin üzerinde hüküm sürdüğü coğrafya tarihin en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Geçen yüz yılın başına kadar onlarca farklı din, dil, ırk, mezhep bu coğrafyada yaşamıştır. Geçtiğimiz yüzyıl ise bu coğrafya çok büyük kıyımlara sahne olmuştur. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Ermeniler bu kıyımın en büyük mağdurları olmuşlardır. 1915’te Ermeniler’e yapılanlar geçen yüz yılda kalan yüz karası bir hata değildir sadece. Hala yapılanlara alkış tutulmakta, Milli Eğitimin resmi kitaplarında yapılan kıyım ve talan savunulmakta, düşmanlık genç zihinlere aşılanmaktadır. Koca kentte kalan bir avuç azınlık ise  tehdit altında yaşamaktadır. 3 yıl önce katledilen Ermeni gazeteci Hrant Dink, devlet zihniyetinin hiç değişmediğinin en büyük kanıtıdır.

Azınlıklara yapılan kıyım, 1915’te Ermenilere yapılanlarla sınırlı  kalmamış, Cumhuriyet döneminde de hız kesmeden devam etmiştir. Devletin “Tek bayrak, tek millet, tek dil, tek din, tek kültür” politikası azınlıkları yok etmek amacını gütmüştür. Varlık vergisi gibi akıl almaz baskı politikalarına, 6-7 Eylül gibi vahşet ve talan politikaları eşlik etmiştir.  Bu coğrafyanın en eski halklarından olan Kürtler ise kendi kültürlerini yaşayabilmek uğruna binlerce can vermişler, halen de devletin tek tipleştirme politikasının baş mağdurları olmaya devam etmekteler.

Tüm bu yaşananlara rağmen İstanbul’a kültür başkenti unvanı  vermek en başta Avrupa’nın aymazlığıdır. Bu kent olsa olsa kültür kırımının başkenti olabilir.  Ama hepimize malum olduğu üzere bu bir pazarlama stratejisidir. Zaten tanıtımlarda İstanbul’un kültür kenti olmasının yanında finans merkezi olduğunun da sıkça altı çizilmektedir.  Şehrin gerçek havasını yok eden iğrenç gökdelenlerin son zamanlarda tanıtımlarda sıkça görünmesinin nedeni budur.

Kentin böyle afili tanıtımlarına karşın kentin asıl sahibi, koca şehri ayakta tutan emekçiler için İstanbul’da yaşamak çilelerle doludur ve her gün daha da zorlaşmaktadır.  Tanıtım filmlerinde modern bir şehir havası yaratılan İstanbul’da geçtiğimiz Eylül ayında yağan yağmur 40 insanın hayatına mal olmuştur. Emekçi halk için İstanbul; ulaşım zorluğu, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk gibi sayfalara sığmayacak kadar sorun demektir. Bunca sorunla boğuşan emekçi halka, kendisini zerre ilgilendirmeyen, olsa olsa yeni sorunlar çıkartacak “Avrupa kültür başkenti İstanbul” hikayesi büyük marifet gibi yutturulmaya çalışılmaktadır.

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış