TEKEL İŞÇİLERİ ANKARA’DA DİRENİŞTE! PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı 92(Ocak 2010) Sayfa 7İşçi Demokrasisi Sayı 92(Ocak 2010) Sayfa 6Tekel işçilerinin kararlı mücadelesi sürüyor. Direniş 3. haftayı doldurmak üzere. Ülkenin dört bir yanından Ankara’ya toplanan Tekel işçileri soğuğa, yağmura, yorgunluğa, hastalığa hatta polisin acımasız şiddetine aldırmadan eylemlerine devam ediyorlar. Sayıları yaklaşık 7 bin olan işçiler, memleketlerinden uzakta, Ankara sokaklarında, 3 haftadır tam gün eylem halindeler. Hükümetin aşağılayıcı açıklamaları ve polis baskısı nedeniyle mücadele gün geçtikçe daha da kızışıyor. Zorlu geçen günlere karşın işçiler yılmıyor, geri adım atmıyor. Hükümet, tehdit ve polisin baskısı ile eylemi soğutmaya çabalarken, illerden gelen yeni katılımlarla eylemcilerin sayısı giderek artıyor. İşçilerdeki “Ölmek var, dönmek yok!” kararlılığı sendikayı da adım atmak zorunda bırakıyor.

Yeni bir yıla girdiğimiz günlerde tüm işçi sınıfının dikkati Tekel işçilerinin mücadelesine odaklanmış durumda. Direnişteki işçilere en büyük destek sınıf kardeşlerinden geliyor. Farklı işyerlerinden ve işkollarından sendikalı sendikasız işçiler, Tekel işçilerini yalnız bırakmıyorlar. Ankara’daki ziyaretler ve eylemlere verilen destekle birlikte Ankara dışında da Tekel işçileri için yürüyüş ve gösteriler yapılıyor. Diğer yandan, Tekel işçilerinin memleketlerinde bıraktıkları eş ve çocukları da fabrikaların bulunduğu yerlerdeki halkla birlikte yürüyüşler yapıyorlar.

 

TEKEL İŞÇİSİ NEDEN SOKAKTA?


Tekel işletmeleri kapatılıyor. İşçiler yıllardır çalıştıkları fabrikalardan çıkarılıp, tüm özlük hakları gaspedilerek geçici personel koşullarında başka kamu kurumlarına gönderilmek isteniyor.

TEKEL’in, sigara ve içki fabrikalarının dışında, 110 Yaprak Tütün İşleme Tesisi vardı. Bu tesisler Doğudan Batıya ülkenin tümüne yayılmış durumdaydı. Tekel’in sigara bölümü 2008 yılında BAT ( British American Tobacco) adlı dünya sigara tekeline satılınca, ismi TTA (Türkiye Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri) olarak değiştirildi. Özelleştirmeden sonra Yaprak Tütün İşleme Tesisi sayısı 57’ye düştü. TEKEL, hem kendi sigara fabrikaları hem de ihracat için satın aldığı tütünleri Yaprak Tütün İşletmelerinde işliyordu. İşletmelerde yaklaşık 12 bin devamlı kamu işçisi çalışıyordu. TEKEL sigara tesisleri özelleştirildikten sonra, TTA kısa bir süre daha ihracat için tütün satın aldı. Bu tütünler Yaprak Tütün İşletmelerinde işlendi. Ama son 2 yıldır TTA tütün satın almıyor. Bu nedenle yaprak tütün işletmelerine tütün gitmiyor. Böylece 2001 yılında başlayan özelleştirme süreci ile Tekel’i bitirme projesi tamamlanmış oluyor. Son aşamada hükümet, eski TEKEL'in şimdinin TTA'sının Yaprak Tütün İşletmelerini kapatarak çalışan 12 bin işçiyi işten çıkarmaya karar verdi.

İşçilere, 31 Ocak 2009 itibarıyla iş akitlerinin fesh edileceği ve Devlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesine göre başka kurumlara yerleştirilecekleri bildirildi. Tekel işçilerinin 4C’ye geçirilmesi, tüm mevcut haklarının ellerinden alınması ve kölelik koşullarına mahkum edilmesi anlamına geliyor. Bu nedenle işçiler işlerine ve haklarına sahip çıkmak için direniyorlar.

4C NEDİR?


4C, Kamu kurumlarında geçici statüde çalışan işçilerin çalışma koşullarını düzenleyen kanun maddesi. 4C’ye göre;
•    Çalışma süresi yılda en fazla 10 ay.
•    Ücretler her yıl hükümet tarafından belirleniyor. 2009 yılında öğrenim durumuna göre ayda 600-700-800 TL(brüt) ücret ödenmekteydi.  En fazla 10 ay ücret ödendiği için 12 ay üzerinden ortalama hesaplandığında ödenen ücret asgari ücretin bile altına düşmektedir.
•    Fazla mesai ücreti ödenmiyor.
•    Dışarıda ek iş yapmak yasak.
•    Hiçbir sosyal ödeme (ikramiye,prim,yardım vb.) yok.
•    Yıllık ücretli izin hakkı her ay için 1 gün.
•    Hizmet sözleşmesinin feshinde, ihbar, kıdem vb. tazminatlar ödenmiyor.
•    Sendikaya üye olmak yasak.

Türkiye’de halen 26 bini aşkın 4C’li işçi var. Bunların büyük çoğunluğunu özelleştirmeler sonucu işten çıkarılan kamu işçileri oluşturuyor.

Tekel eylemleri devam ederken Hükümet 4C de iyileştirme yapıldığını ilan etti. Buna göre, yıllık çalışma süresi 11 aya çıkarılırken, ücretlerde ise yüzde 16 civarı yükseltme yapıldı. Fakat bu değişiklik işçilerin taleplerini karşılamıyor. Göstermelik iyileştirmeler olarak yorumlanıyor. İşçiler tüm mevcut hakları ile ve sendikalı olarak çalışmak istiyorlar.

Özelleştirmelerin ve devlet işletmelerinin kapatılmasının işçi hareketinin geneli üzerindeki en olumsuz sonuçları sendikaların tasfiye edilmesi oldu. Daha önce 4C’ ye geçirilmiş olan işçiler bunun farkında. Yaprak Tütün İşletmelerinin kapatılmasının arkasında da hükümetin sendika düşmanlığı yatıyor. Bugün Ankara’da direnen Tekel işçileri sendikanın önemini çok iyi biliyor. Sendika atıl ve mücadelede isteksiz olsa bile işçileri birleştiren ve bir arada hak aramasını sağlayan bir rol üstleniyor. Tekel işçileri bugün sendikaları sayesinde eylemlerini sürdürüyorlar. “En kötü sendikanın bile sendikasızlıktan iyi olduğunu” biliyorlar.

DİRENİŞ SÜRÜYOR, DAYANIŞMA BÜYÜYOR!

Tekel işçileri 15 Aralık’ta ülkenin dört bir yanından otobüslerle Ankara’ ya gelerek eylemlerine başladı. İlk gün AKP genel merkezi önündeki oturma eylemi ve protestolarla sürdü. İşçiler geceyi Atatürk spor salonunda geçirdiler. Sabah tekrar AKP önüne gitmek için yürüyüşe başladıklarında polis tarafından durduruldular. Polis, işçilerin tekrar AKP’ye gitmesini engellemek için harekete geçmişti. Her fırsatta işçileri aşağılayan, onları görmeye bile tahammül edemeyen başbakan Erdoğan polise, işçileri AKP’ye yaklaştırmama talimatı vermişti. Abdi İpekçi Parkı’nda durdurulan işçiler, direnmeye devam edince korkunç bir polis terörü başladı. Saldırı sonucu cop, biber gazı, tazyikli su ve tekmelerle onlarca işçi yaralandı. Saldırı sırasında işçilerin arasında bulunan milletvekilleri bile gazdan etkilendi. Aldığı tekme darbeleri yüzünden omuriliği kırılan Ali Can Akyel adlı işçi felç olma riskiyle karşı karşıya geldi. Bu saldırıdan sonraki günlerde de işçiler birçok defa polis şiddeti ile karşılaştılar. Hakları uğruna mücadele edenlere karşı AKP’nin polis vasıtasıyla uyguladığı şiddeti, geçtiğimiz 1 Mayıslardan ve diğer işçi eylemlerinden biliyorduk zaten.

Tekel işçileri haklarını almakta kararlı. Bu mücadele artık Tekel’in ve Ankara’nın sınırlarını aştı. Özelleştirme ve kriz mağduru milyonlarca işsiz, 4C sefaletini yaşayan 26 bin kamu işçisi, grevli toplu sözleşme hakkı için mücadele eden kamu emekçileri, farklı işyerlerinde sendikalaşma çabası içinde olan işçiler, Tütün İşletmelerinin kapatılması nedeniyle ekmeğinden edilen tütün üreticileri ve tarım işçileri gözlerini Tekel direnişine dikmiş durumda. Fakat onlar sadece eylemleri izlemekle yetinmiyor. Tekel işçilerini hergün binlerce işçi, kamu emekçisi ziyaret ediyor.

SENDİKA İTTİRE KAKTIRA

Tekel işçileri Türk İş’e bağlı Tek Gıda İş sendikasında örgütlü. 3 haftadır süren direnişe başından bu yana sendika öncülük ediyor. Fakat Türk İş’in hamleleri hep işçilerin bir adım gerisinde kaldı. Hükümeti daha geniş bir çeperden sıkıştırabilecek ve mücadeleyi yaygınlaştıracak etkili adımlar atmaktan sürekli geri duruyor. İşçilerin inadı ve gücü sendikayı da zorluyor, fakat Türk İş işçileri oyalamaya dönük kararlarla durumu idare etmeye çalışıyor. Eylemin geldiği aşama tanıdığımız Türk İş’i artık zorluyor. DİSK, KESK gibi diğer konfederasyon ve meslek örgütlerinin birlikte mücadele çağrıları yanıtsız bırakılıyor. Hatta Türk İş kendisine bağlı diğer sendikaları harekete geçirmekte bile ağır davranıyor.

Türk İş Başkanlar Kurulu ilk toplantısını eylemler devam ederken, ancak direnişin 9. günü 23 Aralık’ta yaptı. Toplantıda “sürekli eylem kararı” alındığı ilan edildi. Bu karar sonucunda Türk İş’ e bağlı sendikaların bulunduğu işyerlerinde işçiler her Cuma günü işe geç başlayacaktı. İşe geç başlama süresi 25 Aralık’ta 1 saat olacak, takip eden her Cuma günü 1’er saat artarak devam edecekti. Ayrıca 25 Aralık’ta tüm illerde iş çıkışında AKP il binalarının önünde kitlesel basın toplantıları düzenlenecekti.

Alınan kararlar doğrultusunda 25 Aralık günü birçok işyerinin önünde toplantı ve gösteriler yapıldı. İstanbul’da ve diğer illerde AKP il binalarının önünde Tekel işçilerine destek eylemleri yapıldı.

Sonraki hafta boyunca Tekel işçileri Türk İş binası önünde ve Abdi İpekçi Parkı’nda beklemeye devam etti. Türk İş ikinci toplantısını 30 Aralık’ta yaptı. İşçinin bu toplantıdan beklentisi yüksekti. İşçi haklı olarak sabırsız ve gergindi. Toplantıdan grev kararı çıkmasını umuyordu. Fakat 30 Aralık toplantısında önceki kararlara ek olarak sadece geniş katılımlı bir miting düzenlenmesi kararı çıktı. Yine Cuma günleri 1 saatlik iş bırakmadan öteye gidilemiyordu.

İşçiler hakkını almadan vazgeçmeyeceğini her fırsatta ifade ediyor. Fakat artık sabrı tükeniyor. Sendikanın kararlaştırdığı eylemlerin hükümeti zorlayacak ve geri adım attıracak düzeye çıkarılmasını bekliyor. Sendikanın pasif tavrını tepkiyle karşılıyor.

ERDOĞAN İŞÇİLERİ YİNE AŞAĞILIYOR

Başbakan Erdoğan’ın hak arayan işçileri ağır sözlerle aşağıladığını daha önce de defalarca duyduk. Bu tahammülsüzlüğe ilk olarak “Ananı da al git” ile tanık olmuştuk. Daha sonra 1 Mayıs öncesinde, işçileri “ayaktakımı” olarak nitelediği, “Ayaklar baş olursa” diye başlayan “vecize” ile uyarı aldık. Şimdi ise sonuna kadar haklı bir mücadele veren Tekel işçilerini “Yan gelip yatarak para kazanmakla” suçluyor. Bu aşağılayıcı sözlerin ardından ise her defasında polis dayağı geleceğini artık biliyoruz. Tayip işçileri aşağılamaya başladıysa yakında onları polise dövdürecek demektir.

Bu ülkede yan gelip yatarak para kazananlar gerçekten vardır. İlk sırada patronlarla yağmacı siyasetçiler ve bürokratlar gelir. Bunu herkes bilir. Bu konuda itham edilebilecek en son kesim ise işçilerdir.

Evet, TTA 2 yıldır tütün almadığından Tütün İşleme Tesislerindeki işçiler 2 yıldır üretime katkıda bulunamıyor ama bu onların suçu değil. İşleyen Yaprak Tütün İşletmelerini işlemez hale getirenler yani siyasi iktidarlar sorumlu. İş yapmaya hazır işçilere işlenecek tütün verilmiyor. Sonra da onlar hiçbir şey yapmadan oturuyor diyerek 12 bin işçi işten atılıyor. İşçiler zaten yıllardır buna karşı çıkıyor. Sendikalar her fırsatta bunları anlatmaya çalışıyor. İşçiler yan gelip yatmak değil, özlük hakları ile başka işletmelerde çalışmaya devam etmek istiyor. 4C dayatmasına karşı çıkıyor.

Başbakanın ardından Çalışma Bakanı Ömer Dinçer de “boş oturmakla” ilgili olan aynı sözleri tekrarlayarak Tekel işçilerini azarladı. Arkasından, patronlardan sıkça duyduğumuz meşhur cümleyi ekledi: "Bu şartlarda çalışacak çok insan var." Milyonlarca insanı işsiz bıraktıktan sonra marifet yapmış gibi bunu söylüyorlar. İşsiz kalan insanlar aç kalmamak için sefalet koşullarında çalışmaya razı oluyorlar. Hükümet ise patronlar gibi bu durumu fırsat olarak görüyor. Tekel işçilerini de sefalete razı etmeye çalışıyor.

TEKEL İŞÇİLERİNİN KAZANMASI İÇİN BİRLEŞİK MÜCADELE GEREKLİ

Tekel işçilerinin haklı mücadelesi, kriz nedeniyle daha da yoksullaşan, işsiz kalan, özelleştirme mağduru olan, hakları gaspedilen, sendikalaşma mücadelesi veren tüm işçi sınıfına hem yol gösteriyor hem de onlardan destek bekliyor. Tekel işçilerinin haklarını kazanması bütün ezilenlere güç verecektir.

Krizin ve etnik düşmanlıkların üzerimize çöktüğü günlerden çıkış için Tekel işçileri bir kıvılcım çaktı. Krize karşı nasıl mücadele edileceğini gösterdi. Bitlis‘ten, İzmir‘ten, Tokat‘tan, Siirt‘ten, Adana‘dan, Diyarbakır‘dan gelen Türk, Kürt, Alevi, Sünni, türbanlı, türbansız işçiler, birlikte Kürtçe ve Türkçe türkülerle halaylar çekerek işçi sınıfının “açılımını” gösterdiler.

Mücadele birleştirir fakat önce yan yana gelecek adımları atmak gerekiyor. Bunun için sendikaların, öncelikle Türk İş’in daha etkili eylemler için diğer işçi örgütleri ile birlikte harekete geçmesi gerekiyor. Almış olduğu kararları hızla netleştirmesi ve hayata geçirmesi gerekiyor. Tüm emekçi kesimlerini kapsayacak geniş katılımlı kitlesel mitingleri zaman kaybetmeden tertiplemesi gerekiyor. Hepsinden önemlisi, grevin en etkili silah olduğunu hatırlaması gerekiyor.

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış