SAVAŞ BAŞKANI’NA BARIŞ ÖDÜLÜ PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı 92(Ocak 2010) Sayfa 8ABD Başkanı Obama, Afganistan’a ek asker göndereceğini açıkladıktan dokuz gün sonra, dünyanın en saygın ödüllerinden olduğu kabul edilen Nobel Barış Ödülünü aldı. Bu ödüle layık görülmesine kendisi de şaşıran ABD Başkanı, ödül töreninde, “bu ödülü benden daha çok hak edenler vardı” dedi. Ödül komitesi ise, daha başkanlık görevinde bir yılını doldurmayan Obama’ya, Ortadoğu’ya yönelik diplomatik girişimleri ve nükleer silahlanmaya karşı verdiği mücadelenin karşılığında, bu ödülün verilmesinin kararlaştırıldığını duyurdu. Ayrıca bundan sonraki süreç için onu teşvik etmek gerekçesiyle de verildiği söyleniyor. Ancak ödülün hali hazırda Ortadoğu’da açtığı iki cephede de kanlı savaşlar yürüten bir ülkenin başkanına verilmesindeki ironi, her kesimden tepki topladı. Başkanın kendi ülkesi ABD’de yapılan bir araştırmada dahi, Amerikalıların Obama’nın bu ödülü hak etmediğini düşündükleri ortaya çıktı.

OBAMA’NIN VİETNAM’I AFGANİSTAN

Barış ödülü sahibi Obama, ödül töreninden kısa süre önce, Afganistan’a 30 bin yeni asker göndereceğini açıkladı. Böylece Afganistan’da bulunan işgal birliklerindeki asker sayısı, toplamda, 120 bine ulaşacak. Şu anda Uluslararası Afganistan Birliği (İSAF) adı altında 83 bin asker bulunuyor. Bunların çoğu ABD askeri olmakla birlikte, diğer NATO ülkelerinden de çok sayıda asker bu güçte yer alıyor. Brüksel’de yapılan NATO ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısından sonra, ABD’nin yaptığı çağrıyla, değişik NATO ülkelerinden 7 bin asker daha Afganistan’a gönderilecek. Türkiye’den de 1750 asker Afganistan’da görev yapıyor.

Obama her ne kadar barıştan söz ederek seçim kampanyaları düzenlemiş, verilen barış ödüllerini kabul etmişse de, ne Irak ne de Afganistan’daki işgali sona erdirmeyeceği ortaya çıkıyor. Aksine bunlara ilave olarak, çeşitli “terörist saldırı girişimlerini” bahane ederek, Yemen’de üçüncü bir cephe açıyor. Obama, Bush’tan devraldığı “savaş ve saldırı bayrağını” daha da yükseltmekte, Yakın Asya, Ortadoğu ve Doğu Afrika’yı içine alan koca bir coğrafyayı ateş çemberine sokmaktadır.

Ayrıca Obama, Afganistan savaşını Pakistan sınırları içine de yayarak genişletiyor. Obama yönetimince, Pakistan topraklarına, Bush döneminde olduğundan daha fazla insansız uçak saldırısı yapıldığı biliniyor. Bu robot uçakların yüzlerce insanı öldürdüğü tahmin ediliyor.  NATO askerleri Afganistan’da kendi güvenliklerini dahi sağlayamıyor; ülkede her gün birkaç NATO askeri hayatını kaybediyor. Son olarak, bu ülkedeki bir CIA üssüne gerçekleştirilen intihar saldırısı sonucu yedi CIA görevlisinin öldürülmesi, ülkenin hiçbir yerinin işgalciler için güvenli olmadığını gösteriyor. Afganistan ile Pakistan arasındaki, Bin Ladin’in de saklandığı düşünülen “Tora Bora” dağları, kurtarılmış bölge olma özelliğini koruyor. Afganistan işgalinin, aynı Vietnam savaşındaki gibi, ABD’nin başına belâ olması bekleniyor. Gerilla taktikleri kullanan Afganlar, bir zamanlar Sovyetlere karşı ABD desteği ile verdikleri direngen mücadeleyi, şimdi de işgal güçlerine karşı yükseltiyorlar.

 

TÜRKİYE’DEN ASKER TALEBİ

ABD, Afganistan’da kaybettikçe, işgale ortak ettiği ülkelerden daha fazla asker talep etmeye başladı. Son NATO zirvesinde de alınan karar doğrultusunda, birçok ülke Afganistan’a yeni asker gönderme kararı aldı. ABD’nin, uzunca bir süredir, Türkiye’den de ek asker talebinde bulunduğu biliniyordu. Ancak Türkiye’nin bu konuda çekingen davrandığı ya da pazarlıkta elini güçlendirmeye çalıştığı söylenebilir. Çünkü Türkiye’nin Afganistan’daki rolü diğer NATO ülkelerine göre özel bir önem arz ediyor. Afganistan ile Türkiye birbirlerine yakın bir coğrafyada bulunan iki Müslüman ülke. Ayrıca Türkiye, ABD’nin, Afganistan için düşündüğü  “ılımlı İslam” modeli için en uygun örnek ülke. Türkiye’nin bu projedeki asıl önemi, muharip (savaşçı) asker olarak destek vermesinden öte, işgalin meşrulaşması ve kurumsallaşmasına yönelik kilit bir görev üstlenmesinden geliyor. Afganistan’daki çıkmaz daha fazla silah, güç, şiddetle çözülebilecek bir durum olsa, zaten bunu Amerika kendisi bizzat yapardı. Ancak Türkiye’den beklenen, bir Müslüman ülke olması konumuyla, Afganistan halkının, ABD çıkarlarına uygun bir yönetime entegre edilmesine hizmet etmesidir. Bu durum, Türkiye egemenleri için de uygun bir görüntü sağlıyor. Böylece bir taraftan “savaşan asker göndermiyoruz” denilerek ülke kamuoyunun tepkisi engelleniyor, diğer taraftan emperyalistlerin istekleri yerine getirilerek, onların bölge stratejilerinde bir ortak olarak yer alınıyor. Bu kanlı işgale ortak olma durumunun arka planında başka pazarlıkların döndüğü biliniyor. ABD, Afganistan ve Irak’ta düştüğü durumdan kurtulmak istiyor, Türkiye egemenleri ise kendi alt emperyalist çıkarlarını korumak peşinde. Irak’ın işgali sürecinde istediği rolü kapamayan Türkiye egemen sınıfı, orada kaybettiklerini Afganistan süreciyle yeniden kazanmak istiyor. ABD ile pazarlık, PKK’nin Kuzey Irak’taki varlığı üzerinden yapılıyor. Afganistan’a asker gönderilmesine karşılık, PKK militanlarının teslim edilmesi ve örgütün tasfiye edilmesi talep ediliyor.

 

OBAMA’YA “SAVAŞ ÖDÜLÜ” VERİLMELİ

Emperyalist ABD, Afganistan işgali ve bu ülkeyi denetim almakla, bir yandan Çin ve Rusya’yı kuşatmayı diğer yandan Hazar Denizi ve Orta Asya petrolünün akış yollarını kontrolü altına almayı hedeflemektedir. ABD emperyalizminin, Afganistan ve Irak işgaline ek olarak üçüncü cepheyi Yemen’de açmasının amacı da, bir yandan Ortadoğu’daki hâkimiyetini pekiştirmek, diğer yandan Kızıldeniz ve Aden Körfezi gibi önemli suyollarını denetimi altına alarak, başta Somali olmak üzere, Doğu Afrika’da hükümranlık kurmaktır. Bu nedenle, Nobel Ödül Komitesi derhal bir “Nobel Savaş Ödülü” ihdas etmeli ve Barak Obama’ya daha önce verdiği barış ödülünü geri alarak, “savaş ödülünü” vermelidir!

 

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış