AÇILIM YOK TASFİYE ÇABASI VAR PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı85 Sayfa2Son haftalarda Kürt sorununa ilişkin olarak yaşananlar kafa karışıklığı yaratacak cinsten. Bir yandan Cumhurbaşkanı Gül, Kürt sorununun çözümünde kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsat yakalandığını belirterek, “iyi şeyler olacak” açıklamasında bulunuyor. Diğer yandan geleneksel olarak, soruna ilişkin her türden açılıma karşı sert bir tutum takınan CHP Genel Başkanı Baykal, söylemini yumuşatıyor ve “çözüm”den söz etmeye başlıyor. Geçmişte inkâr ve imhayı öngören resmi yaklaşımın amigoluğunu yapan medyanın kalemşörleri siyasi çözümü tartışmaya başlıyor. Bütün bunlar bir araya gelince kamuoyunda, Kürt sorununda barışçı siyasi çözüme çok yaklaşıldığı yönünde bir hava yaratılıyor.

Ancak diğer yandan, askeri operasyonlar hız kazanıyor. Çatışmalarda ölen asker ve gerilla sayısı hızla artıyor. Bir yandan DTP’nin kitle tabanına yönelik tutuklama kampanyası sürer, hapse atılanların sayısı üç yüzü aşarken, diğer yandan DTP’li milletvekilleri etrafında yargı kıskacı oluşturuluyor. Dokunulmazlıkları hiçe sayılarak, geçmişte yaptıkları konuşmalar nedeniyle haklarında açılan davalar sürdürülüyor. Polis tarafından götürülme tehdidiyle mahkemeye ifade vermeleri isteniyor. “PKK Operasyonu” adı altında, KESK Genel Merkezi basılıyor ve onlarca sendika yönetici ve üyesi gözaltına alınıyor. Bu arada Başbakan Erdoğan ve yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamaları, hükümetin Kürt sorununa ilişkin bir çözüm planı olmadığını ortaya koyuyor.

 

KÜRT ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ TASFİYE EDİLMEK İSTENİYOR

Birbiriyle çelişen bu olguları bir bütün olarak nasıl yorumlamak gerekiyor? Gelinen noktada devlet kurumlarının üzerinde anlaştığı bir strateji olduğu anlaşılıyor. Bu strateji bir yandan bağımsız Kürt örgütlenmesini zayıflatıp dağıtırken diğer yandan kimi talep kırıntılarını “açılım” adı altında Kürt halkına sunmak şeklinde ortaya çıkıyor. DTP üzerindeki baskı sürekli hale getirilip, bu partiyi muhatap almama politikası sürdürülecek. Bir yandan binlerce parti militanı hapse atılıp, partinin halkla bağı koparılmaya çalışılırken diğer yandan yargılanıp hapse atılma tehdidiyle, partili milletvekilleri etkisizleştirilip teslim alınmaya çalışılacak. Sürece yayılan bu uygulama ile bir yandan Kürt halkında siyasi çözüm umudu diri tutulmaya çalışılırken diğer yandan öncüsü ile arasındaki bağ koparılmaya çalışılacak. Böylece sahipsiz kalan Kürtler, nispeten yumuşamış görünen rejime teslim olacak. Başta hükümet ve ordu olmak üzere başlıca devlet kurumlarının hesabı budur. Ancak on yıllardır büyük fedakârlıklarla yürüttüğü mücadele ile ateş çemberinden geçen Kürtlerin bu plana teslim olması hemen, hemen olanaksızdır.

“Bu ülkeye komünizm gerekirse onu da biz getiririz” şeklindeki devlet mantığı halen egemendir. Egemen sınıflar, ezilenler ve sömürülenlerin taleplerine karşı koyamaz hale geldiklerinde, talepleri sahiplenir görünür ama bunları çarpıtıp, içini boşaltarak kısmen kabullenir. Bunu yaparken ezilenlerin ve sömürülenlerin iç dinamiğini, örgütlenmesini zayıflatıp dağıtır ki, ilk fırsatta “verdiklerini” geri alabilsin. O nedenle bugün Kürt halkının siyasi iradesi hiçe sayılmakta, siyasi temsilcileri muhatap olarak kabul edilmemektedir. Devletin bütün hesabı 29 Mart seçimlerinde bölge illerinde AKP’nin, DTP’yi yenilgiye uğratması üzerine kurulmuştu. Bunu sağlamak için bir yandan askeri operasyonlar durdurulup, askeri açıdan son 25 yılın en sakin kışı yaşanırken diğer yandan tüm devlet kurumları ve bürokratlar AKP’nin kazanması için seferber oldu. Eğer hesapları tutsaydı, işleri çok kolaylaşacaktı. AKP, Kürt halkının siyasi temsilcisi olarak gösterilecek ve Kürt sorununun çözümünün AKP hükümetinin tek taraflı olarak yaptığı “açılımlar” yoluyla gerçekleştirilmesinin herkes tarafından meşru kabul edilmesi sağlanacaktı. Ancak son yerel seçimlerle DTP’nin Kürtlerin siyasi temsilcisi olduğu tescil edilince, bu gerçeklik kabul edilmek yerine, Kürt halkı ile DTP arasındaki temsil ilişkisi, baskı ve zor yoluyla kırılmaya çalışılıyor. Bunu yaparken halka şirin gözükmek için özel çaba harcıyorlar. Kendilerinin de barışçı çözümden yana olduklarını, “terörle arasına mesafe koymadığı için” DTP’yi muhatap almadıklarını açıklıyorlar. Kısacası, siyasi iktidar her ne kadar mücadelesinin “teröre karşı” olduğunu iddia etse de, mücadele esas olarak siyaset alanında sürmekte ve Kürt halkının özgür iradesi kırılmak, örgütlülüğü parçalanmak istenmektedir.

MÜCADELE SİYASET ALANINDA SÜRECEK

“Bugün PKK bir düdük çalsa, bölgeden bir hafta içinde 10–15 bin genç dağa çıkar. Onlar bunu yapmak yerine dağa çıkmak isteyenlerin önünde bent oluşturuyorlar” Bu sözler, PKK ve DTP’ye mesafeli tutumuyla bilinen Diyarbakır Barosu eski başkanı Sezgin Tanrıkulu’ya ait.  Bu sözler, her ne kadar “terörle mücadele” olarak sunulsa da, siyasi iktidar ile Kürtler arasındaki mücadelenin esas olarak siyaset alanında cereyan edeceğini ortaya koymaktadır. DTP son seçimlerde bölgede iki milyonun üstünde oy almıştır. Kazandığı belediyelerde Tunceli, Iğdır gibi birkaç örnek dışta tutulursa, yüzde ellinin üzerinde bir oy oranına ulaşmıştır. Çatışmalarda ölen bir PKK gerillasının Yüksekova’daki cenazesine sayıları otuz bini aşan bir kitle katılmıştır. Bu rakamlar, bağımsız Kürt siyasetinin gücünü göstermektedir. O nedenle siyasi iktidarın asıl hedefi çok geniş ve sarp bir araziye yayılmış olan 5-6 bin PKK savaşçısını yok etmek değil, bu siyasi gücü kırmaktır. Çünkü bağımsız Kürt hareketi esas gücünü bu kitlesellik üzerine oturan örgütlülükten almaktadır.

Gelinen noktada PKK’ye yönelik askeri mücadele ile Sri Lanka ordusunun Tamil Kaplanlarına karşı askeri zaferi arasında paralellik kurmak mümkün değildir. PKK, Tamil gerillalar gibi alan tutmamakta, bölgenin herhangi bir bölümünü askeri denetimi altında bulundurmamaktadır. Çok geniş bir coğrafyaya dağılmış seyyar bir askeri güç oluşturmaktadır. Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın ifade ettiği gibi, Türk Ordusunun tamamı Kandil’e yığılsa bile PKK’yi askeri olarak bitirmek mümkün değildir. PKK’nin de mevcut askeri gücüyle Türk ordusunu yenilgiye uğratmak gibi hedefi ve iddiası olamaz ve yoktur. Hal böyle olunca, mücadelenin esas olarak siyasi alanda geçmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

İşte gerek devlet gerekse Kürt özgürlük hareketi hesaplarını bunun üzerine yapmaktadır. Siyasi iktidarın, bağımsız yasal Kürt örgütlenmesini siyasi olarak bölüp, parçalamak, dağıtmak ve kendisine yandaş alternatifini yaratmak için gerçekleştirdiği çok yönlü saldırılara karşı, Kürt siyasetçiler de kendi aralarında en geniş birliği oluşturmak, yekvücut davranmak için çaba göstermektedirler. Geçtiğimiz aylarda DTP yöneticilerinin, daha önce DTP’nin öncülü siyasi partilerde yöneticilik yapmış olan, ancak şimdi DTP’nin dışında kalan siyasetçilerle gerçekleştirdiği toplantı bu birlik çabasının bir ürünüdür.

SÜRECİ ÇÜRÜTMEYE KALKIŞMAK DİRENİŞLE KARŞILAŞIR

Devletin ve siyasi iktidarın Kürt sorununun barışçı, siyasi çözümüne yönelik bir planı ve projesi olmamasına karşın son gelişmeler olumlu bir yan içermektedir. Sorunun siyasi çözümünün yaygın olarak tartışılmasına ve geniş kitlelerin beyninde yaratılan Kürt sorunu eşittir “terör sorunu” zincirinin kırılmasına yol açmaktadır. Bu da artık asker ölümlerinin gereksizliği üzerine bir kanaat oluşmasını getirmektedir. Bu durum her ne kadar kırılgan ve her an değişebilir olsa da, barışçı siyasi çözüm için uygun bir psikolojik ortam yaratmaktadır.

Ancak bu havanın, barış sürecini sonsuza dek uzatmak ve aşındırıp, çürümeye bırakmak için kullanılması yönünde başta siyasi iktidar olmak üzere, CHP, ordu ve diğer devlet kurumları arasında uzlaşma sağlanmış gözükmektedir. Bir yandan Kürt halkına barışçı çözüm konusunda umut verilecek, Kürt sorununa ilişkin söylem ve kullanılan dil bu yönde değiştirilecek ve hatta küçük açılımlar da yapılacaktır. Ancak bu süreçte Kürtlerin kendi siyasi örgütlenmeleri baskı, zor ve çeşitli siyasi oyunlarla dağıtılıp zayıflatılmaya çalışılacaktır. Bu yolla Kürt halkının son seçimlerde ortaya çıkan siyasi iradesi aşındırılmaya ve tersine çevrilmeye çalışılacaktır. Egemenlerin şimdiki taktiği budur. Bu plandan vazgeçilmediği takdirde, siyasi gerilim yeniden tırmanacaktır. Kürt halkının direnişi yükselecek, devletle arasındaki mesafe daha da artacaktır. Egemen sınıflar bu tehlikeli ve sonuçsuz kalmaya mahkûm taktikleri bir kenara bırakarak, Kürtlerin siyasi iradesini tanımalı ve Kürt sorununa bu irade ile birlikte çözüm bulmaya çalışmalıdır. Bunun ilk adımı bir yandan askeri operasyonları askıya almaktan, diğer yandan DTP’ye yönelik siyasi operasyonları, yargılamaları ve tutuklamaları durdurmaktan geçmektedir.

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış