DURMAK YOK, ZAMLARA DEVAM! PDF
AddThis Social Bookmark Button

İşçi Demokrasisi Sayı87 Sayfa72009 yılının ilk altı ayında bütçe açığı, rekor kırarak, 23 milyar lirayı(katrilyon) aştı. Bu rakam geçen yıl aynı dönemdeki açığın tam 13 katı. Bir yandan bütçenin dikiş tutmaması, diğer yandan bir anlaşma yapmak için IMF yetkilileriyle Eylül ayı sonunda bir araya gelinecek olması, hükümeti acil “önlemler” almaya yöneltti. Bu “önlemler” bir yanıyla, “gelir arttırıcı tedbirler”, yani zamlar, diğer yanıyla ise “gider azaltıcı tedbirler”, yani doğrudan emekçileri hedef alan, işçi ve emekli maaşlarında reel azalma, sosyal harcamalarda düşüş biçiminde gerçekleşecek. Kısacası patronlara kaynak aktarılması nedeniyle ortaya çıkan dev bütçe açığı, işçi ve emekçiler daha da yoksullaştırılarak, kapatılmaya çalışılacak.

 

BÜTÇE NEDEN BU KADAR AÇIK VERDİ?

Bu dönemde devlet harcamalarının artmasının bir nedeni, hükümetin 29 Mart yerel seçimlerini kazanma amacına yönelik olarak kesenin ağzını açması, özellikle yandaşı belediyelere ciddi kaynak aktarmasıdır. İkinci nedeni, kriz nedeniyle ekonomide ortaya çıkan daralmayı bir nebze olsun azaltabilmek için gerçekleştirilen kamu harcamalarıdır. Aynı zamanda bu harcamalar vasıtasıyla kendi yandaşlarına kaynak aktarmayı sürdürmüşlerdir. Üçüncü olarak, emekli maaşları ve sağlık harcamalarını karşılamak üzere SGK’na yapılan transfer harcamalarıdır. Bu rakamda da 2009 yılının ilk altı ayında ciddi bir artış görülmüştür.

Bu konunun üzerinde özellikle durmak gerekecektir, çünkü SGK’na kaynak aktarımı, işçi ve emekçiler lehine bütçeden yapılan bir harcama olarak gösterilmek istenmektedir. SGK açıklarının büyük boyutlara ulaşmasının esas nedeni, ülkede yaşanan geniş çaplı kayıt dışı çalışmadır. Rakamlar kesin olmamakla birlikte 5–6 milyon kişinin sigortasız çalıştığı düşünülmektedir. Bu durum milyonlarca işçinin sosyal güvencesiz çalıştırılması anlamına geldiği gibi, SGK’nu milyarlarca lira prim gelirinden yoksun bırakmaktadır. Ancak kayıt dışı işçi çalıştırma, patronların maliyetlerini düşürüp, kârlarının artmasına yol açtığından, siyasi iktidarlar, bu gerçekliğe karşı gözlerini kapamakta, kayıt dışılığa karşı etkin bir mücadele yürütmemektedirler. İkinci olarak, kriz nedeniyle bir milyonu aşkın işçi işsiz kalmış, dolayısıyla SGK’nun prim gelirleri azalmıştır. SGK’nun prim gelirlerinin azalmasının bir diğer nedeni ise, hükümetin patronları teşvik mahiyetinde çeşitli adlar altında sağladığı prim indirim ve istisnalarıdır. Buna bir de patronların, kriz bahanesiyle, prim ödemekten kaçınmaları eklenince,(Kurumun prim alacakları 18 milyar liraya(katrilyon) ulaşmıştır) SGK’nun gelirleri ciddi bir biçimde azalmıştır. Buradan şu sonuç çıkmaktadır: Hükümetin bütçeden SGK’na kaynak aktarımı, işçi ve emekçiler lehine yapılan sosyal harcama değil, patronların yasal yükümlülüklerini yerine getirmemeleri nedeniyle ortaya çıkan açığın kamu kaynaklarından karşılanmasıdır. Yani, dolaylı olarak, patronlara yapılan bir transferdir.

2009 yılının ilk altı ayında, bütçe giderlerindeki artışa karşın, gelirlerinde azalma yaşanmıştır. Bunun temel nedeni kriz dolayısıyla ticari işlemlerin azalmasına bağlı olarak vergi gelirlerinin düşmesidir. En belirgin düşüş ithalattan alınan vergilerde (KDV, Gümrük Vergisi) görülmektedir. Yani üretim düşüşü ve ekonomik küçülme, ithalatı radikal bir biçimde azaltmış; bu da ithalattan alınan vergi gelirlerini düşürmüştür. Kazançtan alınan vergilerde de düşme görülmektedir. Zaten vergi vermekten hoşlanmayan patronlar, ekonomik krizi kullanarak daha düşük gelir beyan etmişlerdir. Bu dönemde bir milyonu aşkın işçinin işini kaybetmesi ise ücretlerden kesilen gelir vergisinin de düşmesine yol açmıştır. Buna bir de hükümetin piyasayı canlandırma adı altında, patronların satışlarını arttırmaları için yaptığı KDV ve ÖTV indirimleri eklenince, vergi ve dolayısıyla bütçe gelirleri azalmıştır. Harcamalar artmasına karşın gelirler azalınca, kaçınılmaz olarak, devasa bütçe açığı ortaya çıkmıştır. Ancak asla göz ardı edilmemesi gereken gerçek, bütçe açığının temel nedeninin, krizin patronları “teğet geçmesi” için, bunlara yapılan kaynak transferi olmasıdır.

PATRONLARA VERİLENLER EMEKÇİLERDEN ALINACAK

Bütçe açığı, patronları krizin etkilerinden korumak için izlenen siyasetten kaynaklanmasına karşın, bu açığın yükü işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmak istenmektedir. Böylece krizin emekçilere getirdiği yük katlanarak artmış olacaktır. Bütçe açığının kapatılmasının birinci yolu, ilk işaretleri şimdiden görülen zamlardır. Su, akaryakıt, şeker ve tekel ürünlerinin fiyatlarındaki artışlardır. Hükümet, bütçe gelirlerini arttırmak için temel tüketim maddelerinin fiyatı içinde yer alan dolaylı vergileri yükseltmekte, bu da fiyatların zamlanmasını getirmektedir. Bu zamlar, elektrik doğal gaz vb. ürünleri de kapsayarak genişleyecek ve üretimin temel girdisi olan bu maddelerdeki fiyat artışı, zincirleme bir etkide bulunarak tüm ürünlerin fiyatının yükselmesine yol açacaktır. Bu durum enflasyonu ve hayat pahalılığını arttıracak ve yoksulların yaşamını tümden çekilmez hale getirecektir.  
Dolaylı vergi artışı ve zamlarla bütçe gelirlerini arttırmaya çalışan hükümet, sosyal harcamaları kısarak giderlerini azaltma yoluna gidecektir. Sağlıkta, çalışanların ve emeklilerin muayene ve tedavi katkı payı arttırılacak, ilaç bedellerinin Kurumca karşılanma oranı düşürülecektir. Şimdiye kadar belediyelerin yükümlülüğünde olan sokak aydınlatmalarının faturası vatandaşa yansıtılacaktır. Emekli maaşlarında, Temmuz ayında görüldüğü gibi, enflasyonun çok altında, gülünç artışlar yapılacak, en yoksul kesime kaynak aktarmakta kullanılan Fak-Fuk Fonda dahi kısıtlamaya gidilecektir. Öğretmenlere ödenen ek ders ücretleri ile sağlık emekçilerine Döner Sermayeden ödenen paylarda ciddi kesintilere gidilecektir. Buna karşılık öğrenim harçları ile katkı paylarında yüksek oranlı artışlar yapılacaktır. Köylerin altyapı hizmetleri için ayrılan fonlar ile çiftçilere ödenen teşviklere kısıtlamalar getirilecektir. Bunlar bütçe “dengelerini” tutturmak için hükümetin uygulayacağı “tasarruf tedbirlerinin” sadece bir bölümü. Emekçinin sırtına binme söz konusu olduğunda, hükümetin son derece “yaratıcı” olacağı açıktır.

YENİ SALDIRI DALGASINA KARŞI DİRENELİM

Son küresel kriz sürecinde yaşananlar temel bazı gerçekleri bir kez daha işçi ve emekçilerin gözlerinin önüne serdi. Kapitalist sistemin krizleri, eğer işçi sınıfı tarafından sistemin yıkılması için kullanılamazsa ya da kapitalist saldırılara karşı güçlü bir barikat örülemezse, kapitalistler için bir fırsata dönüşüyor. Krizin altında kalan yine işçi ve emekçiler oluyor. Siyasi iktidarlar, süreci, bu sonuçlara yol açacak bir şekilde yönetiyorlar. Ülkenin tüm olanaklarını kapitalist sınıflar için seferber ederken, krizin yükünü emekçi sınıflara yüklüyorlar. Bugün, son krizin bir yansıması olarak kapitalistlerin ikinci saldırı dalgası geliyor. Bu dalga, AKP hükümeti tarafından “istikrar tedbirleri” olarak adlandırılmış bulunuyor. Bu noktada, işçi ve emekçiler, en azından, öğrenci gençliğin, yüksek öğrenim harçlarındaki artışa karşı gösterdikleri direngenliği hayata geçirmek zorunda. Direniş ve mücadeleleriyle “ısıtamadıkları” takdirde, emekçiler için bu kış, “çok uzun” ve “çok soğuk” geçecek! O nedenle iktidarın saldırılarını göğüslemeye bugünden hazır olmak gerekiyor.

 

Yazı Dizisi

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ (9)

1989-1991: HER YERDE DİRENİŞ, HER YERDE EYLEM
1989 yılına gelindiğinde, işçilerin gerçek ücretleri dibe vurmuş, yoksullaşma had safhaya ulaşmıştı. ANAP-Özal iktidarı süresinde hak kayıpları, 12 Eylül dönemini bile kat kat aşmıştı. Bu durum, kamu emekçileri(memurlar) ve öteki çalışanlar için de geçerliydi.  1989 yılı, 600 bin kamu kesimi çalışanının toplu sözleşme yılı olması yanında, ülke çapında yerel seçimlerin yapılacağı, dolayısıyla, siyasi iktidarın kamuoyu desteğinin test [ ... ]


Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine Kısa Bir Bakış