|
ABD ve Kolombiya arasında yapılan anlaşmaya göre; Amerikan askerleri, Pasifik'teki uyuşturucuyla mücadele ve antiterörizm operasyonlarında havadan gözetleme desteği için Kolombiya'daki 7 üssü kullanabilecek.
ABD ve Kolombiya arasındaki askeri anlaşma/işbirliğinin uzatılması diplomatik bir anlaşmadan daha fazlasını içeriyor: ABD’nin Kolombiya Planı’nın bir tür uzantısı… Daha doğrusu ABD’nin Latin Amerika üzerine düşündüğü stratejik hedeflerin bir aşaması.
Diğer yandan Latin Amerika’nın liderlerinin ilk açıklamalarına baktığımızda bile, askeri işbirliğinden duyulan memnuniyetsizlik ve korkunun belirtilerini görüyoruz. Hugo Chavez (Venezuela Cumhurbaşkanı) ve Evo Morales (Bolivya Başkanı) plandan hoşnut olmadıklarını açıkladılar. “Yeni plan”, üç kara üssü, iki hava üssü ve iki deniz üssü olmak üzere, ABD kuvvetlerine 2010 yılına kadar uyuşturucu trafiğine karşı etkili bir mücadele için fırsat tanıyor.
Bu yeni anlaşmayı haklı göstermek için konuşan ABD Başkanı Barack Obama, "Bölgedeki bazı liderler geleneksel anti amerikan söylemi kullanmak isteyebilirler ...” diyor.
Bunun, bir söylem olmaktan çok daha fazla anlam içerdiğini söyleyebiliriz: ABD’nin müdahaleci politikaları denilen şey, anti-amerikan retorikle sınırlı değil. Bazen CIA aracılığıyla dolaylı olarak bazen de doğrudan paramiliter güçlerin etkisiyle askeri darbelerden türlü türlü hükümet manevralarına kadar ABD hükümetinin oyunlarına dayanıyor. Bütün gerçekler, ABD hükümetlerinin, her zaman Amerikan burjuvazisinin çıkarlarını kollamak ve ona hizmet sağlamak yönünde hareket ettiğini gösteriyor. Bir bakalım:
1973 yılında Pinochet, Allende’ye karşı CIA destekli bir kanlı darbe gerçekleştirmişti. 1961 yılında Küba'da Castro’yu uzaklaştırmak için darbe girişiminde bulunmuştu. 1980’li yıllarda, Nikaragua’da, kontraların aktif desteğiyle Sandinist rejimine karşı savaşmıştı. El Salvador’da ölüm müfrezelerini harekete geçirmişti. 1954’te Guatemala’da ABD ordusu darbe girişiminde bulunmuştu.
1965’te Santo Domingo’da halkın destek verdiği hükümeti iktidardan uzaklaştırmıştı. 1983’te Karayiplerde bulunan Grenada adasını işgal etti ve sol hükümete iktidarını kaybettirmişti. 1989’da Panama’da….listeyi daha da uzatabiliriz.
İkinci Dünya Savaşı’ndan 80’li yılların ortasına kadar, ABD için baş söylem, “komünizme karşı mücadele”ydi. Daha sonra, “uyuşturucu”ya karşı mücadele oldu. Son zamanlarda da “terörizm”e karşı mücadele gündemden düşmüyor. Eğer gerçekten, Obama ve hükümeti uyuşturucu konusunda bu kadar “hassas” iseler, yolu ABD hazinesine kadar uzanan uyuşturucu trafiğiyle önce kendi ülkelerinde baş etmeyi gündemlerine almalılar. Obama’nın iktidara gelmesinin Bush’un vahşi politikalarının terk edileceğine dair bir umut taşıdığı yanılsamasına kapılanlar, ABD’nin talan politikalarının özünde değişmediğini görecekler. ABD liderleri, belki bir süre daha kendi halklarını aldatabilecekler. Ancak, Latin Amerika’nın insanlarının hafızası ABD emperyalizminin kötü anılarıyla dolu.
|