|
DAĞLICA'NIN YENİ ŞEHİTLERİ |
|
Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinin Çayır köyü 20 Ağustos’ta bir aile katliamı haberiyle sarsıldı. Şafak Köksal, eşi ve eşinin ailesinden 6 kişiyi öldürdü. Şafak Köksal’ın eşi Ayşe Köksal kocasından gördüğü şiddet yüzünden beş aylık çocuğu ile birlikte bir süredir babasının evinde yaşıyordu. Ayrılmalarından eşinin ailesini sorumlu tutan Şafak Köksal, eşinin ailesinin işlettiği maden ocağından dönüş yollarına kütük koyarak pusu kurdu ve burada eşinin babası, annesi ve iki kız kardeşini öldürdü. Daha sonra eşinin yaşadığı eve giderek, eşi ve kayınbiraderini öldürdü. Beş aylık bebeğini alarak kendi annesine teslim etti. Katil katliam için bir av tüfeği ve iki tabanca kullandı. Cinayetleri işledikten sonra kahvede çay içmeye gitti ve burada jandarma tarafından yakalandı.
6 kişinin katili Şafak Köksal’ın bir buçuk yıl önce 13 askerin yaşamını yitirdiği 8 askerin ise kaçırıldığı Dağlıca’da, komando olarak askerlik yapmış olduğu ortaya çıktı. Yani katil kamuoyuna ‘Dağlıca baskını’ olarak yansıyan yerde çatışmıştı. Şafak Köksal’ı tanıyanların verdiği ifadeye göre katil askerdeki psikolojisinden kurtulamamıştı. Kahvede herkese girdiği çatışmaları anlatıyor, öldürdüğü PKK’ lilerle gurur duyuyordu. Altı leşim var diye övündüğünü pek çok kişi işitmişti.
Elbette Şafak Köksal katil olarak dünyaya gelmemişti. Fakat ‘vatani görevini’ yapmaya gittiğinde asker ocağında öldürmenin nasıl olacağı hakkında epeyce eğitim aldı. Hatta bunu uygulamalı olarak gördü. Sıcak çatışmalara girdi. Arkadaşlarını savaşa kurban verdi. Öldürdüğü insanlarla övünmeyi de burada öğrenmiş olmalı.
Sonra askerlik bitti. Şafak Köksal memleketine döndü. Savaştan dönen biri için en iyi şekilde döndü evine. Sağ salim, tek vücut ama belleğinden hiç çıkmayacak en berbat anılarla. Döner dönmez sevdiği kızı istedi. Ailesi vermeyince onlar da anlaşarak kaçtılar. Sonra aileler razı oldu, evlendiler. Ama Şafak sorunluydu. Karısını sürekli dövüyordu. Hamileyken bile dövdü karısını. Hatta bir ara silahla ateş etti karısına. Savaşta yaşadıkları aklından çıkmıyordu. Çocuğunun adını Doğu koyacak kadar etkisindeydi doğuda yaşadıklarının.
Vietnam savaşından sonra ABD askerlerinin birçoğunda benzer vakalar görüldüğünden Vietnam sendromu olarak da bilinen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” Şafak Köksal’ın yaşadığı durumun bilimsel açıklaması. Lakin böyle bir katliamı açıklamada bilim oldukça yetersiz kalıyor. Çaycuma’da yaşananları ne akıl, ne yürek kaldırabilir.
Savaş sadece cephede yaşanmaz. Çatışmalarda ölen insanlar kadar değildir savaşın kaybettirdikleri. Çok daha fazlasıdır. Dağlıca’da yaşananlar orada yaşanıp bitmedi. Dağlıca’dan kilometrelerce uzağa, kuşaklar boyunca hiç savaş görmemiş bambaşka bir kasabaya taşındı. Dağlıca’nın üzerinden bir buçuk yıl geçti. Ama yazık ki “şehitleri” tükenmiyor. Çaycuma’daki katliama kurban gidenler hayatlarında hiç savaşmadılar. Ama küçük kasabalarından savaşa asker gönderdiler. Tek suçları da bu oldu.
Savaşmak ve öldürmek için evlerinden marşlarla bayraklarla alınan gençler uzun ve yorucu bir eğitimden sonra öldürmeyi öğreniyorlar. Savaşın yıkıcılığını bizzat yaşıyorlar. Geri döndüklerinde artık eskisi gibi olamıyorlar. Onlara öldürmeyi öğretenler yaşadıkları travmadan nasıl kurtulacaklarını öğretmiyor. Genç insanlar savaşın etkilerinden kendi başlarına kurtulmak zorunda. Yaşadığı travmadan kurtulamayan Şafak Köksal askerde öğrendiği yöntemlerle, “sivilde” altı insanın katili oldu.
Bugünlerde 25 yıldan fazla süren savaşı bitirmek için çeşitli yollar aranıyor. Pek gerçekçi olmasa da, en azından savaşın ve barışın tarafları daha bir net duruyor karşımızda. Çaycuma’da yaşanan katliam savaşın ne olduğunu bir kez daha hatırlatmalı bize. Ama savaştan nemalanan, kanla beslenen, bir insan sürüsü var. Savaşın bitmesini hiç istemeyen, barış lafını duyduğunda köpüren bir insan sürüsü. Cephede hiç olmamış, savaşın ne olduğunu bilmeyen ama savaş rantını afiyetle yiyen bir insan sürüsü. Oturdukları yerden savaş boruları öttüren medya borazanları da bu sürüye eşlik ediyor. Dağlıca’da yaşananlar onları ne kadar etkiledi bilinmez ama Çaycuma’da olanlar umarız bir şeyler anlatmıştır.
|