NİSAN TEZLERİ
Lenin 3 Nisan’da sürgünden döndü. Bolşevik Parti’nin yüksek sesle ve kendi sesiyle konuşmaya başlaması bundan sonradır. Devrimin ilk iki ayı Bolşevikler için bir şaşkınlık, kararsızlık dönemiydi. Pravda editörleri Stalin ve Kamanev eleştirel de olsa Geçici Hükümeti destekliyor, işçi ve askerlerin “devrimci savunmacılık” adı altında savaşı sürdürerek devrimi savunduklarını sanıyorlardı.
Lenin, Geçici Hükümetin desteklenmesi ve savaşın sürdürülmesine şiddetle karşı çıktı. “Şubat ayaklanmasından doğan cumhuriyet bizim cumhuriyetimiz değil, sürdürdüğümüz savaşta bizim savaşımız değildir. Tüm iktidarın Sovyetlere geçmesi için mücadele etmeliyiz. Sovyetlerden parlamenter cumhuriyete dönmek geriye atılmış bir adım olur!” diyordu. Derhal savaşa son verilmesini, ordunun, polisin ve bürokrasinin dağıtılmasını, işçilerin silahlandırılmasını, tüm görevlere seçimle gelinmesini ve istendiği an geri çağrılabilmesini, seçilen memurların ücretlerinin kalifiye bir işçinin ortalama ücretini aşmamasını, toprak üzerindeki mülkiyetin kaldırılmasını-tarım işçi ve köylü vekillerine verilmesini, bankaları birleştirilmesini ve denetiminin Sovyetlere verilmesini… yeni bir parti kongresi ve yeni bir Enternasyonal örgütlenmesini istiyordu. Lenin’in tezlerine tüm eski Bolşevikler karşı çıktı. Lenin Merkez Komiteden ayrıldı ve partiye döndü. Tezlerini parti içinde tartışmaya açtı.
Lenin bir ay gibi kısa bir sürede partiyi kendi politikalarına kazanır. Bolşevik partiyi ideolojik olarak yeniden silahlandırır. Lenin olmasaydı parti bunu başarabilir miydi? Buna net cevap verilemez. Ne ki Lenin‘in Rusya’ya gelişi ve kişisel nüfuzu süreci kısaltmıştır. Troçki onun için, “Lenin tarihi gelişmenin rastgele bir unsuru değil, tüm Rus tarihinin bir ürünüdür” der.
Lenin, “Geçici hükümet Sovyetlerin desteğini aldığı sürece onu ‘kesinlikle’ devirmeyeceğiz” der. “Onu devirmenin yegane yolu Sovyetler içinde çoğunluk haline gelmektir. Şu an ‘Geçici Hükümeti devirin!’ sloganı yanlıştır.” Lenin’e göre halkın çoğunluğu işçi sınıfının safında yer almadığı sürece bu sloganın ya içi boştur, ya da maceracılıktır. “Kitlelere, uzlaşmacılara ve ulusal savunma yanlılarına güvenilmeyeceğini öğretmeliyiz” der. “Bizim söylediklerimizin doğru olduğunu kendi deneyleri ile test etmeliler, çizgimiz doğru çıkacak…Her mazlum bize gelecek, çünkü savaş onları bize getirecek.” Devrim kitleleri de partiyi de eğitiyor.
Lenin, Nisanda partinin üst liderliğine hakim olan tutuculuğun üstesinden gelmeye çalışırken, Haziran ve Temmuz başlarında alt düzey liderliklerle ve sıradan parti üyelerinin devrimci sabırsızlığı ile mücadele etmek zorunda kaldı. 4 Temmuz’da sayıları yarım milyonu bulan işçi ve asker, üzerinde ‘Geçici Hükümeti devirin’, ’10 kapitalist bakanı indirin’, ‘Tüm iktidar Sovyetlere’ yazılı pankart ve sloganlarla sokağa döküldü. Gösteri, o sıralar başkentte güvenebileceği askerlerden tamamen yoksun olan Geçici Hükümeti kolayca yerinden edebilirdi. Ancak Bolşevikler iktidarı almaya yanaşmadılar. Henüz işçi sınıfı içinde, Sovyetlerde bile çoğunluk değildiler. Bolşevikler ancak 31 Ağustos’ta Petrograd Sovyet’inde çoğunluk haline gelebildiler. Gericilik devrimi harekete geçirmişti. Devrim de karşı devrimi! İşçilerin iktidarı ele geçirmeye hazır hale gelebilmeleri için Kornilov’un karşı devrimci askeri darbesini yaşamaya ihtiyaçları vardı.
KORNİLOV AYAKLANMASI
4 Temmuz’da yarım milyon işçinin silahlı gösteri yapmasından sonra Geçici Hükümet, Sovyet Yürütme Komitesi’nin Sosyalist Devrimcilerin ve Menşeviklerin olurunu alarak saldırıya geçti. Generallere Petrograd’ı silahlı gruplardan arındırması için yetki verdi. Bolşeviklere karşı saldırıya geçildi. Liderleri hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Bolşevik basın kapatıldı. Lenin 6 Temmuz’dan 25 Ekim’e kadar gizlenmek zorunda kaldı. Bolşevikler yeraltına çekildi. Temmuz günlerinin hemen ardından yeniden toparlanmayı başardılar. Riga’nın 21 Ağustos’ta Almanların eline geçmesinden sonra General Kornilov “Savaşmayacak askere çalışmayacak işçiye ihtiyacımız yok” diyerek ikili iktidara karşı tahammülsüzlüğünü belli etti. Mülk sahibi sınıflar devrime ve Sovyetlere karşı Almanya’nın zaferini tercih edebileceklerini açık açık söylemeye başladılar.
Başbakan Kerenski Sovyetlerin ve kendi partisi Sosyalist Devrimcilerin arkasından iş çeviriyordu. Rejimde köklü değişiklikler yapılması için Kornilov ve generalleri ile gizli plan ve pazarlıklar yapıyordu. Başında kendisi olmak koşuluyla, askerin yönetime el koymasına kapı aralıyordu. Fakat Kerenski son anda askeri bir diktatörün kendisini de yok edeceği korkusuna kapılır, Kornilov ile işbirliğinden vazgeçip ona karşı tavır alır. Kornilov da Kerenski’den icazet almadan başkente girmeye ve yönetime el koymaya kalkar.
Kornilov ayaklanması karşısında Bolşevikler taktik değişikliğine giderler. Kerenski’yi ve Geçici Hükümeti devirme hedefinden vazgeçmeksizin ona karşı mücadele biçimini değiştirirler. Geçici hükümete karşı “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganının yerine askeri darbeye karşı mücadeleyi öne çıkarır. Darbeye karşı Birleşik İşçi Cephesi taktiği izlerler. Bolşevikler bu taktik sayesinde hem işçi sınıfının en geniş kesiminin darbeye karşı mücadelesini birleştirir hem de yığınlara bu mücadele içinde reformistlerin; Keresnki ve hempalarının, SD’lerin, Menşeviklerin tutarsızlıklarını, karasızlıklarını ve ne kadar güvenilmez olduklarını gösterirler.
Petersburg savunmasına Bolşevikler önderlik eder, Kornilov darbesi engellenir. Kornilov ayaklanmasından sonra SD’ler ve Menşevikler Geçici Hükümeti desteklemeye devam eder. Bu ayaklanmadan sonra Rus işçi sınıfı kitleler halinde Bolşeviklere yönelir.
Ekim ortasında toplanan bütün Rusya Fabrika Komiteleri Konferansında Bolşevikler tüm delegelerin % 58’ini oluşturuyorlardı. Ekim Devrimi arifesinde Bolşevik Partisi tam anlamıyla öncü bir işçi kitle partisi durumuna gelmiş, aydınlar partiyi terk ederken bütün büyük sanayi kentlerinde işçiler kitleler halinde Bolşevikleri destekliyordu. Bolşevikler 31 Ağustos’ta Petrograd Sovyet’inde çoğunluğu kazanır. Sovyet’in başına Troçki getirilir. Onu 5 Eylül’de Moskova Sovyet’i ve diğerleri izler.
EKİM DEVRİMİ
9 Ekim Petrograd Sovyet’i Askeri Devrimci Komitesi kurulur. Başına 13 Ekim’de Troçki getirilir. 10 Ekim’de Bolşevik Partisi ayaklanma kararı alır. 25 Ekim’de (7 Kasım) Bolşevikler Petersburg Sovyet’i Askeri Devrimci Komitesi ve Troçki’nin liderliği altında işçi ayaklanmasını başlatır. Geçici Hükümetin üstlendiği Kışlık Saray kuşatılır. 26 Ekim’de 2.Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi toplanır. Sağ Menşevikler ve sağ SD’ler ile Yahudi örgütü BUND Kongreyi terk eder. Olmayan Geçici Hükümeti meşru saymaya devam ederler.
Kongre, muhalefetin de içinde yer aldığı bir yürütme seçer. Bolşevikler diğer Sovyet partilerinin de içinde yer aldığı bir koalisyon için çalışır. Sadece Sol Sosyalistler bunu kabul eder. Sol SD’ler Birestnitovsk Anlaşmasına kadar hükümette kalır.
Ekim ayaklanması ile birlikte işçi sınıfı tarihte ilk defa başarılı bir devrim gerçekleştirir. Üreten yöneten ayrımına son verilir. Çalışmayan yiyemez ilkesi hayata geçirilir. Ücretli emek yasaklanır. Neyin ne kadar ve nasıl üretileceğine işçiler kendileri karar verir.
Sovyet Hükümetinin ilk kararnamesi; adil, demokratik bir barış için tarafların derhal görüşmeye başlaması çağrısıdır. Aynı gün toprak üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılacağı alım-satımın, kiralanmasının yasaklanması kararlaştırılır. 2 (15) Kasım, Rusya’daki halkların ayrılma ve bağımsız devlet kurmaları kayıtsız şartsız Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı tanınır. 14 (27) Kasım’da üretimde işçi kontrolü yürürlüğe konulur.
Ekim Devriminden sonra Rus işçi sınıfı, bir taraftan iç savaşı bastırmak öte yandan emperyalist saldırılara direnmek gibi ikili bir görevle karşı karşıya kalır. İç savaşta ve cephede 1917 de ayaklanmaya katılan öncü Bolşevik işçilerin önemli bir kesimi imha olur. İç savaş yıllarında sanayi üretimi % 76 düşer. Sanayi proletaryası aynı ölçüde azalır. Kentler boşalır. Petersburg nüfusunun % 57,5, Moskova’nın % 44’ü eksilmiştir. Fabrikalarda cepheye giden veya ölen işçilerin yerini alan köylü işçiler ne sınıf bilincine ne de üretim bilgi ve tekniklerine haizdi. İşçi sınıfı atomize olmuş, Lenin’in ifadesiyle “işçi sınıfı deklase hale gelmişti”. Sovyetlerin ve partinin de, devrimin de altı boşalmıştı.
1917’de üyelerinin % 60’ı işçi olan Bolşevik Partide 1921’e gelindiğinde bu oran % 41’e düşmüştü. Bunların da çoğu memurdu. Sanayi işçilerinin oranı %10’ların altındaydı. Bir başka deyişle Bolşevik Partisi devlet memurlarının-bürokrasinin partisi haline gelmişti. Bunların da çoğu partiye 1919’dan sonra girmişti. Özcesi, Bolşevik Parti 1917’nin öncü işçilerinin partisi olmaktan çıkıp yeni bir partiye dönüşmüştü. Sovyetler fabrika temelli örgütler olmaktan çıkmış, tüm yurttaşlara (bu arada da sabatörlere vs.) eşit oy hakkı tanımıştı. Ekim Devriminden sonra direnişe geçen ve Sovyet rejimi tarafından kovulan Çarlık bürokratları ‘yakalarına kızıl kurdeleler takarak’ geri gelmişlerdi. Parti içinde ve Sovyetlerde yer almaya başlamışlardı. Bolşevik Parti ve Sovyetler giderek sınıftan kopup bürokratlaşmaya ve yozlaşmaya başlamıştı. Lenin 1921’e gelindiğinde Sovyet Devleti’nin “bürokratik yozlaşmış işçi devleti haline geldiğini” söyler. Bolşevikler sosyalist kuruluşu devam ettirmekte zorlanır.
Yeni Ekonomik Politika (NEP) olarak bilinen, Sovyet Hükümetinin denetimi altında devlet kapitalizmi uygulanır. NEP politikalarını Lenin sosyalizmden geri adım olarak niteler. Sovyet Devletinin zamana ihtiyacı vardır. Bu zaman zarfında hem işçi sınıfının yeniden şekillenmeye başlayacağı hem de Avrupa devrimlerinin imdatlarına yetişeceği düşünülerek iktidar korunmaya çalışılır.
Bolşevikler bütün umutlarını o dönem dünya devriminin merkezi durumunda olan Avrupa devrimine bağlamıştı. Bolşevikler Rus Devrimini baştan beri dünya devriminin bir parçası olarak değerlendirmişler, proletaryanın tek bir ülkede iktidarı alabileceği ve Ekim’de kendilerinin yaptığı gibi alması gerektiği ancak sosyalizmin nihai zaferinin ulusal sınırlar içinde tamamlanamayacağı temel Marksist düşüncesine bağlıydılar. Ne var ki 1920’lerin başında Avrupa Devrimleri geri çekilmeye başlar. Almanya, İtalya ve Avusturya’daki devrimci ayaklanmalar yenilir. Macaristan’da gerçekleşen Konsey İktidarı kısa süre sonra yıkılır. Çin-kanton ayaklanması bastırılır. Rus Devrimi yalnız kalır. Dünya devriminin yenilmesi ve geri çekilmesi ile Rusya’da bürokrasinin iktidarı ele geçirmesi eş zamanlı işleyen tek bir süreçtir. Stalinist klik partiyi, bürokrasi iktidarı ele geçirir. Dünya Devrimi perspektifi terk edilir. Milliyetçi ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ tezi benimsenir. Enternasyonalizm terk edilir. Uluslararası Sosyalist Hareketin görevi SSCB’nin ve Stalinist kliğin iktidarının korunmasına indirgenir.
İşçi sınıfının çıkarlarını ve Marksist geleneği savunan, Ekim Devriminin kazanımlarını korumaya ve ona sahip çıkmaya çalışan komünistler çalışma kamplarında, Gulak Adaları’nda, cezaevlerinde öldürülür. Lenin’in sosyalizmden geri adım diye tarif ettiği uygulamaların hepsi sosyalizmin kazanımları ve başarıları olarak lanse edilir. İşçi sınıfının Ekim Devrimi ile elde ettiği tüm kazanımları bir bir elinden alınır. Rus işçileri ve dünya işçi sınıfı için kara bir dönem başlar. Stalinist karşı devrimden kaçan devrimciler Avrupa’da –Almanya’da Naziler tarafından, Naziler’den kaçan Alman devrimcileri ise Stalinist ajanlar tarafından öldürülür.
BOLŞEVİKLER EZİLEN ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKINI SAVUNUYOR
Emperyalizm ve ezen-ezilen ulus sorunu, merkezi siyasal önemi olan bir sorundur. Bolşevikler ulusal soruna barışçıl reformist çözüm arayışına girmedi. Sorunu anayasal düzenlemelerle çözülecek bir sorun olarak görmediler. Lenin, Rusya’daki ezilen uluslar içinde baş gösteren ulusal kıpırdanmaların ve Çarlığın yıkılması için bunların taşıdığı devrimci potansiyelin farkındaydı.
Lenin ve Bolşevikler, ezilen ulusların kayıtsız şartsız Kendi Kaderlerini Tayin Hakkını (KKTH) savundular. Ne ki işçi sınıfı partisinin ulusal temelde bölünmesine de karşıydılar. Bu yüzden daha işin başında (1903’te) kendisinin Yahudi işçilerin temsilcisi olarak tanınmasını isteyen ulusal-kültürel özerkliği savunan BUND’un isteğini geri çevirdiler. İşçi sınıfının uluslar temelinde bölünmesine ve Yahudi işçilerin ayrı örgütlenmesine karşı çıktılar. Çarlık dağılmalıydı. Ancak proletaryanın en sıkı, en merkezi uluslararası birliği de muhafaza edilmeliydi. Çarlığın parçalanması için merkezi devrimci bir örgüte ihtiyaç vardı.
Lenin ulusal sorun konusunda kendi sağında duran Avusturyalı lider Otto Bauer’in kültürel ulusal özerklik fikri ile ve UKKTH’nı yadsıyan, bunun gerici bir mücadele olduğu, kapitalizm altında UKKTH’nin gerçekleştirilemeyeceği, sosyalizmde de gereksiz olduğu fikrini savunan Rosa Luksemburg’un sol fikirleri ile tartışmak zorunda kaldı. “Herhangi bir ezilen ulusun burjuva milliyetçiliği, baskıya karşı yöneltilmiş genel bir demokratik içeriğe sahiptir. Ve bizim koşulsuz olarak desteklediğimiz şey de bu içeriktir.” Ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitiminde temel vurgu, ezilen ülkelerin ayrılma özgürlüğünü savunmaları ve bunun için mücadele etmeleri gereği üzerine yapılmalıdır. Bu olmaksızın enternasyonalizmden söz edilemez. Proleter devrimci birleşmeyi arzuluyoruz; özgür bir birleşmeyi istiyoruz; ayrılma hakkını kabul etmek zorunda oluşumuzun nedeni de budur.
Ayrılma hakkı ve özgürlüğünü tanımaksızın birleşme, özgür bir birleşme olarak nitelenemez. Lenin’in diğer sorunlarda olduğu gibi ulusal sorun konusundaki net ve keskin politikası Şubat Devriminde iktidarı ele alan Geçici Hükümetin ve onu destekleyen; Geçici Hükümet içinde yer alan Sosyalist Devrimcilerin ve Menşeviklerin kaçamak yollarını kapadı. Bolşevikler ve Lenin’in, iktidara geldiklerinde Çarlık tarafından ezilmiş ve hala ezilmekte olan tüm halkların ayrılma hakkını derhal ve koşulsuz tanıyacaklarına dair net politikaları, onları ezilen ulusların devrimci potansiyeli ile buluşturdu. Nüfusunun ezici çoğunluğu köylülerden oluşan ve Çarlık zulmü altında ezilen uluslar, Ekim Devrimi ve sonrasında Bolşevikleri desteklediler. Çarlığı yeniden ihya etmek isteyen beyaz ordu ayaklanmalarına destek vermediler. Bolşevikler de iktidara geldiklerinde yayınladıkları kararname ile Çarlık zulmü altında ezilen ulusların ayrılma hakkının tanınacağını ilan ettiler.
|