 Şubat Devrimi’ni kadın işçiler başlattı. 23 Şubat’ta, Dünya Emekçi Kadınlar Günü adıyla tarihimize hediye edilmiş olan, ekmek talebiyle sokağa çıkmış, 8 saatlik işgünü ve daha yüksek ücret talebiyle harekete geçen tekstilci kadın işçilerin grevi, Şubat Devrimini ateşleyen fitil işlevi gördü. Kadınların başlattığı bu grev, üç gün içinde bir genel greve ve ayaklanmaya dönüştü. Ekonomik sloganlar yerini hızla siyasal sloganlara; “Kahrolsun otokrasi, kahrolsun savaş!” sloganlarına bıraktı.
Rus Devriminde çok önemli bir yeri olan Vibork bölgesi 25 Şubat gecesi ayaklanmacıların eline geçti. Gösteriler 26-27 Şubat’ta da devam etti. Göstericiler askeri birliklerle çatışmaya girdi. Askerler kimi yerde göstericilere ateş açarken kimi yerde ayaklanıyor, işçilerin safına geçiyor, askerlerle işbirliği halinde karakollar, cezaevleri basılıyor, polis silahsızlandırılıyor, siyasi mahkumlar serbest bırakılıyor, devrim sokaklarda tam bir üstünlük kuruyordu. Troçki, Rus Devrimi Tarihi’nde Bolşevikler için şunu söyler: “Partinin merkezi yöneticileri ümitsizce bocalıyordu. Ta 25 Şubat sabahı ancak Bolşeviklerin MK Bürosu tüm Rusya’da genel grev çağrısı yapan bir bildiri yayınlamaya karar verdi. Bu bildiri yayınlandığında –o da eğer yayınlandıysa- Petrograd’daki genel grev silahlı ayaklanmaya dönüşmek üzereydi. Önderlik hadiseyi uzaktan izliyor, tereddüt ediyor, gecikiyor, kısacası yönetemiyordu. Hareketin kuyruğuna takılmış gidiyordu.”
Petrograd’ın devrimi tek başına gerçekleştirdiğini söylemek abartı olmaz. Ülkenin geri kalanının yaptığı sadece ona katılmaktı. Sadece Petrograd’ta çatışma oldu. 1443 ölü ve yaralı sayıldı.
Şubat Devrimi hiçbir örgüt tarafından planlanmadı. Bolşevikler dahil tüm örgütler devrime hazırlıksız yakalandı. Bununla birlikte başta Bolşevikler olmak üzere Menşevikler, Sosyalist Devrimcilerden işçiler ayaklanma içinde yer aldı. “Şubat Devrimi’ni kim yönetti” sorusuna Troçki, “Özellikle Lenin’in parti okulunda yetişmiş, bilinçli ve iyi pişmiş işçiler. Ama bu önderliğin, ayaklanmanın zaferini sağlamaya yeterli olsa da, baştan itibaren, devrimin gidişatını proleter öncünün ellerine verme yeteneğinde olmadığını da eklememiz gerekir.” cevabını verir.
Sovyetlerin Ortaya Çıkışı ve İkili İktidar Dönemi
27 Şubat’ta, daha önce 1905 Devrimi’nden bildiğimiz işçi sınıfının iktidar organları olan Sovyetler oluştu. Sovyetler’de tüm işçi örgütleri; Menşevikler, Sosyalist Devrimciler, Bolşevikler ve de örgütsüz işçiler yer aldı. Mart başında ise Geçici Hükümet kuruldu. Böylece Rus Devrimi’nde Ekim’e kadar sürecek bir ikili iktidar dönemi başladı.
İkili iktidar: Bir tarafta burjuvazinin hükümeti olan Geçici Hükümet, öte yanda işçi sınıfının iktidar organları olarak şekillenmekte olan Sovyetler.
Sovyetlerde iki uzlaşmacı partinin; Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler (SD)’in ağırlığı söz konusuydu. Bu partiler devrimi ilerletmek ve iktidarı ele geçirmek yerine, burjuvazi ile uzlaşmanın ve iktidarı ona devretmenin yolunu arıyorlardı.
Menşeviklere ve Sosyalist Devrimcilere göre bu devrim bir burjuva devrimiydi. Devrimin sınıf karakteri konusunda Bolşevikler de aynı fikri paylaşıyordu. Ne var ki Menşevikler ve SD’ler, burjuva devriminde proletaryanın görevinin burjuvaziyi izlemek ve desteklemek olduğunu düşünürken, Bolşevikler, devrimin bir işçi köylü iktidarı ile taçlandırılması gerektiğini düşünüyorlardı. Ancak olaylar başka bir şekilde cereyan etmiş, devrim onların planladığı gibi gelişmemişti. Lenin, “teori gridir dostlarım, yeşil ise yaşamın canlı pratiğinin rengidir…. Gerçek yaşamda işler farklı bir biçimde gelişmiş, son derece orijinal, alışılmamış ve önceden düşünülmemiş bir biçimde gerçekleşmiş, bir ikili iktidar durumu ortaya çıkmıştır.” diyordu. Lenin’in Uzaktan Mektupları ve Nisan Tezleri, eski Bolşevik çizgiden kopuşuna işaret eder. İkili iktidar durumu, eski Bolşevik “işçi köylü demokratik diktatörlüğü” tezinin eskidiğini ve iflas ettiğini gösteriyordu. “Proletarya ve köylünün demokratik diktatörlüğü” sloganı, devrimi burjuva sınırlar içine hapsediyordu. Şubat’tan sonra bu yaklaşım, kapitalizmin sınırlarının ötesine geçmek, sanayide işçi kontrolünü tesis etmek ve her şeyden önce emperyalist savaşa son vermek zorunda olan işçi iktidarı için verilecek her türden savaşımın önünde bir engel haline gelmişti. Devrim, ya burjuva devrimi olarak kalacak, ya da proletaryanın iktidarı ile sonuçlanacaktı. Her devrimin temel sorunu bir iktidar sorunuydu ve Rusya’da iktidar el değiştirmiş, feodal monarşi yıkılmış, yeni bir sınıf-burjuvazi- iktidarı ele geçirmişti. Dolayısıyla burjuva devrimi tamamlanmıştı. Yeni egemen sınıf-burjuvazi-, burjuva devrimin çözmesi gereken demokratik görevleri; savaşa son verme, ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını, toprak sorununu çözmeye yanaşmıyordu. Burjuva devriminin çözmesi gereken demokratik sorunları da çözmek bundan böyle proletaryanın omuzlarındaydı. Bunlar, sosyalist devrimin halletmesi gereken sorunlar hanesine eklenecekti. Öyle de oldu!
Sovyetler kurulduğu andan itibaren bir hükümet organı gibi hareket etmeye başladı. Ne var ki Sovyetler’de egemen olan Menşevikler ve SD’ler iktidarı almak yerine onu burjuvaziye teslim ettiler. Geçici Hükümet’te yer aldılar. Proletarya ve köylülük bu partiler eliyle burjuvazinin kuyruğuna takıldılar. Sibirya’dan döndükten sonra Pravda editörlüğünü üstlenen Stalin-Kamanev ikilisi de Geçici Hükümet’e eleştirel destek verdiler. O sıralar karşı devrimin tek ve en önemli aygıtının yine bu Geçici Hükümet olduğu hatırlanırsa, Pravda editörlerinin bu yaptığı, işçi hareketinin çıkarlarıyla ve Bolşevik geleneğin politikalarıyla çelişiyordu. Öyle ki Pravda’daki bu politika değişikliği Bolşevik saflarda da sert tepki ile karşılandı. Geçici Hükümet, kurulmasını takip eden süreçte devrimin önündeki hiçbir temel sorunu çözmedi. Ne işçi sınıfının temel talepleri, ne köylülerin toprak talebi ne de devrimin en acil ve yakıcı sorunu olan savaş konusunda barışçıl bir gelişme yaşanmadı. Savaş ‘devrimci savunmacılık’ adı altında sürdürüldü.
Fabrika Komiteleri, Bolşevikler ve İşçi Denetimi
İşçiler, Şubat Devrimini takip eden günlerde Petrograd’ın dört bir yanında fabrika komiteleri örgütlemeye başladı. Fabrika komiteleri daha başından üretimde işçi kontrolü konusunda önemli roller üstlendi. Bolşevikler, fabrika komitelerinin sekiz saatlik işgünü talebinin elde edilmesi mücadelesinin başında yürüdüler. Sekiz saatlik işgününü kazanmakla yetinmeyip, ücretlerin arttırılmasının yanı sıra komitenin tanınmasını, işe alma ve işten çıkarmalarda kendilerine kontrol hakkı verilmesini, fabrika muhasebesini, gelir-giderlerin denetlenmesi ve karlarının işçilere açıklanmasını talep ettiler. Ve dayattılar.
Geçici Hükümet (ve bu burjuva hükümette yer alan SD’ler ile Menşevikler) işçi kontrolü için yürütülen hareketi denetim altına almaya çalıştı. Fabrika Komiteleri için kararname çıkardı. Ama bu arada onu devletleştirmeye ve bağımsızlığını elinden almaya çalıştı. Ama komitaler buna izin vermedi. Giderek devrimci güçlerin odağı durumuna gelen fabrika komiteleri sıradan işçilere Sovyetler’den daha yakındı.
Bolşevikler başlangıçta Fabrika komitelerinin içinde önemli bir etkiye sahip değillerdi. Ama kısa süre sonra önemini kavradılar ve bu örgütlerin içinde çalışmaya ağırlık verdiler. Bolşevikler sanayide devlet kontrolüne karşı çıkarak işçi kontrolünü savundular. Fabrika Komiteleri kendilerini ve taleplerini desteklemediği için Sovyetler’in hakim kanadına mesafeliydi. Bunun sonucu olarak hızla sola kaydılar ve Bolşevikler’in etkisine girdiler. Bolşevikler’in politik alanda “Tüm İktidar Sovyetlere”, ekonomik alanda ise “Üretimde işçi kontrolü” sloganları öne çıktı.
Hayati çıkarları söz konusu olduğunda her seferinde işçiler Bolşevikler’e güvenebileceklerini kendi deneyleri ile ve içgüdüleri ile hissediyorlardı. Çatışma anında ister partisiz, ister SD’li, ister Menşevik olsun tüm işçiler Bolşevikler’e yöneliyordu. Fabrika ve işyeri komitelerinin Sovyet’ten daha önce Bolşevizm’e geçişinin sebebi budur.
Geçici Hükümet Toprak Sorunun Çözmeye Yanaşmıyor
Şubat Devrimi’ni izleyen haftalarda köylüler Geçici Hükümet’i sessizce izledi ve bekledi. Ama Geçici Hükümet oralı olmadı. Köylülere kulaklarını tıkadı. Sorunu Kurucu Meclis’e havale edip köylüleri oyaladı. Haftalar değil yüzyıllardır bekleyen köylüler sonunda patladı.
Köylü isyanları (askerlerin çoğu köylüydü) asker ayaklanmalarını, asker ayaklanmaları köylü isyanlarını teşvik etti. Cepheden dönen askerler kırsalda devrimci fikirlerin yayılmasında merkezi bir rol oynadılar. Köylüler ile toprak sahipleri arasındaki sınıf mücadelesi, ordu içinde erlerin subaylara itaatsizliği olarak kendini gösterdi. Çarlıkta subayların çoğu toprak sahibiydi. Köylüler toprakları yağmalamaya ve el koymaya başladılar. Hükümet, köylü ayaklanmalarını bastırmak için güç kullandı. Bolşevikler ve Lenin, köylülerin toprak talebine sahip çıktı. Köylü ayaklanmalarını destekledi. Lenin toprak sorununun köylülerin kendi inisiyatifi ile çözüleceğini söylüyor “Eğer yasa bekler, inisiyatif geliştirmezseniz ne toprağa ne yasaya sahip olursunuz” diyordu.
Lenin’in ve Bolşeviklerin köylülerin sesine kulak vermesi, köylü ayaklanmalarını desteklemesi, onların örgütsel gücüne muazzam katkıda bulundu. Geçici Hükümet’te yer alan ve kendi tarım programlarına sahip çıkamayan SD’ler, köylüler içinde güç kaybederken Bolşevikler güç kazandı. Köylerde henüz tam bir kapitalist ilişki ve proleterleşme gerçekleşmemişti. Kır proletaryası henüz gelişmemişti. Bu yüzden Lenin SD’lerin tarım programını olduğu gibi kopya etti. Köylülükle uzlaşma ve onları devrime yedekleme yolunu tercih etti. Lenin için önemli olan işçi sınıfının ve devrimin çıkarlarıydı. Devrimin, köylülüğün desteğine ihtiyacı vardı.
Lenin toprak sorununun taşıdığı tehlikenin farkındaydı. Ne var ki köylülerin toprak talebine sahip çıkmadan onlarla bir ilişki-ittifak kurulamazdı. Lenin, proleter devriminin uluslararası ölçekte yayılması sayesinde bu sorunun da üstesinden gelineceğini düşünüyordu.
Geçici Hükümet, Devrimci Savunmacılık Adı Altında Savaşı Devam Ettirdi
Birinci Paylaşım Savaşı devam ediyordu. Rus Devriminin en acil ve yakıcı sorunu savaş sorunuydu. 1917 yılına gelindiğinde Rus Halkının ve askerlerin çektiği sıkıntılar son sınırına ulaşmıştı. Sanayi yarı yarıya askerleşmiş, temel tüketim maddeleri ve ekmek kıtlığı baş göstermişti. Devrim başladığında başkentte sadece on gün yetecek kadar un kalmıştı.
Savaşta askere alınan 15 milyon erkeğin 5,5 milyonu savaşta ölmüş ya da yaralanmıştı. Rusların kaybı iki buçuk milyonu buluyordu ve bu antant devletlerinin kayıplarının % 40’ını oluşturuyordu. Çarlık grevci işçileri topluca askere alıyordu. Başkentte çalışan işçilerin % 40’ı askere alındı. Bu durumda cephede disiplinin çökmesine, ordunun politikleşmesi ve sola kaymasına yol açıyordu. Şubat devrimi bu süreci hızlandırdı.
Bolşevikler emperyalist savaş karşısında ‘devrimci yenilgicilik’ siyaseti izledi. Dünya proletaryasının emperyalist savaş karşısında tutumunu ‘ana vatan savunması’ adı altında kendi burjuvazisini desteklemek değil, emperyalist savaşı iş savaşa çevirmek, silahları kendi burjuvalarına yöneltmek olduğu fikrini işledi. İşçi sınıfı içinde yurtseverliği körükleyen ‘devrimci savunmacılık’ adı altında savaşa destek veren, sosyal şoven, sosyal-emperyalist siyaset izleyen İkinci Enternasyonal yandaşlarına, Menşevizm’e ve Sosyal Devrimciler’e karşı kıyasıya mücadele etti.
Geçici Hükümet, çarlıktan devraldığı iktidarı ve savaşı sürdürmekten başka bir şey yapmadı. Açlık, yokluk ve yoksulluk hat safhaya ulaştı. Sokaklarda ekmek isteriz diyen gösteriler olabildiğince yaygınlaştı. Orduda firar olayları arttı. Ekim ayına gelindiğinde bu rakam 2 milyona ulaştı. 18 Haziran’da Kerenski’nin Almanya ve Avusturya’ya saldırı emri vermesi, asker kaçaklarının yakalanıp geri gönderilmesi, 12 Temmuz’da cephede ölüm cezasının yeniden yürürlüğe konması, ordu içinde huzursuzluğu ve çöküşü hızlandırmaktan başka bir işe yaramadı. Geçici Hükümetin bu politikası SD’lerin köylerde ve askerler içinde güç kaybetmesine yol açtı. SD’ler askerleri kaybettikleri ölçüde köylüleri de kaybettiler ve böylece devrimi de! Onlar kaybettiği ölçüde Bolşevikler kazandı. Kerenski’nin askerlere Almanya ve Avusturya’ya saldırı emrine karşı, aynı gün Sovyetler’in inisiyatifi ile düzenlenen gösteriler, Bolşevikler’in güç ve gövde gösterisine dönüştü. İşçi sınıfı içinde ibre Bolşevikler’den yana dönmeye başladı.
*1. Bölümün Sonu *
|